DUA ve DİLEKLER

Çocuk yaştan beri, aile büyüklerimiz dua edin derler, dua öğretirler. En belirgin dua mekanları da, yemek sofralarıdır(başlarken, bitince mutlak dua ederiz). Camilerdir, mezarlıklardır. Oysa biliyoruz ki duanın yeri ve mekanı, tabiat ta her yerdir. İnsan yaşamının her anında, her zaman, her yerde dua eder… Bu kadar iç içe olduğumuz dua nedir? Gelin sözlük anlamına bakalım;

‘’Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek, Allah’a yalvarmak ve yakarış’’ demektir. Dini bir terim olan dua ise;

İnsanın bütün benliğiyle, Allah’a yönelerek, maddi ve manevi isteklerini, O’na arz etmesidir.

Bir de dilek var; ‘’Rica etmek, istemek, murat etmek’’ gibi.. İşte dua ve dilek,

Ülkemiz insanının en büyük merakı; bilinmeyen konularda, yetkisiz , yetersiz ve bilgisiz kişilerin neler söyleyeceğidir. Ülkemin paramparça olan ekonomisi konusunda konuşması gereken insanlar kim diye sorsak, sanırım akla önce, Merkez Bankası eski başkanları gelir diye düşünülebilir. Sanayi ve üretim konularında halen yaşanan, üretim azalması konusunda bir bilene baş vuralım diye ortaya bir soru atsak, Eski Sanayi ve Ticaret Odaları başkanları aklınıza gelir. Onlardan tavsiye ve görüş alınmasını istersiniz kanaatimce. Tarımın ve Ormancılığın neden bu denli gerilediği konusunda, bir görüş almak isterseniz, yine aklınıza Ziraat ve Hayvancılıkla ilgili Odalar Birliği eski başkanına sorulmasını önerirsiniz. Bu çok doğru bir yaklaşım olsa gerek. Onların siyasi bir beklentisi olmadığı için, doğruları çekinmeden sizlerle paylaşması doğaldır.

Gazetelerde yayınlanan haberlere, insanlar neden rağbet etmemekte diye düşünebilirsiniz. Haklısınız, ancak gazetelerin hemen hemen tamamı yönlendirildiği için, düşünen ve aklı selimi olan halk, bu haberlere itibar etmemektedir. İnsanlar, tarafsız, objektif, yansız, doğru haber almak istemektedir… Benzer bir durum, akşamları TV haberlerinde gözlemlenmekte. Bin bir güçlük ve zahmetle çalışan fedakar doktorlarımız için alkış tutmamız, onlara duyduğumuz minnettarlığın ifadesidir. Balkon ışıklarını açıp kapayarak, balkona çıkıp alkış tutarak, bu fedakar çalışanlara minnet borcumuzu anlatmaya çalışıyoruz. Ülkemizde bulunan doktorlar gece gündüz demeden, çoğu çocuğunu, annesini babasını dahi ihmal ederek, atta yemek bile yemeden görev yapmaktalar. Hipokrat yemini eden ve dur durak demeden çalışan bu insanlara sevgi gösterip, minnet duyacağımıza, bazı kendini bilmezler, bu fedakar insanlara şiddet uyguluyor. Mesleğini icra etmesini önlüyor.

Ülkemizde 1250 tane hastane var. Bu hastanelerde çalışan doktor sayısı; 153,128 dir. Yaşayan insan sayısına bölerseniz, 542 kişiye bir doktor düşmektedir. Ülkemizdeki tıp fakülteleri, her yıl 9,000 mezun vermektedir. Ülkemizdeki doktor açığı her yıl katlanarak artmaktadır. Bu konuda başka bir mesleği mukayese yapmak istememekle birlikte, sayıları ve acı gerçeği görmezden gelmemenin de doğru olacağını düşünüyorum. Halen hizmet veren imam sayısı; 275,000 olarak istatistiki olarak bilinmektedir. Halen hizmet veren ve her sene artan camii sayısı, 2019 yılı rakamları ile yaklaşık 90 bin camii var. . Aynı mantıkla gidersek; her 301 kişiye bir imam düşmekte. Her yıl 60,000 imam okuldan mezun olmakta ve her yıl 1711 camii yapılmakta. Bu verilen değerler Resmi olarak, DİE rakamları olduğu için, inanmamak gibi bir durum söz konusu olamaz.

Bir önemli gerçek ise, ülkemizde phenomen kriz döneminde doktor bulunamamakta ve Tıp Fakültesi son sınıf öğrencileri hastanelerde görev yapmaya çağırılmaktadır. Bu arada Sağlık Bakanlığının bütçedeki payı 58.8 Milyar lira, ve Diyanet İşleri bütçesi ise 12 Milyar lira olarak 8 Bakanlık bütçesinden daha fazla olduğu bilinmekte. Doktor açığımızın ise 105 bin rakamına ulaştığı bilinmektedir.

Bir başka acı gerçekte, ülkede İmam Hatip fazlası 39,800 rakamına ulaşmış. Onlara iş imkanı için mi camii yapılmakta, bilinmez. İmam hatip liselerinde okuyan çocuklarımıza karşı, herhangi bir şekilde olumsuz düşüncemiz yok, olamazda…Ancak, ihtiyaç fazlası mezun yığılması var. Dünya üzerinde, her olaydan bir ders almamız gerekir. Ülkemizde bilim ve fen dalında araştırma, eğitim ve gelişim sağlayacak üniversiteler dışında Bilimsel Araştırma kurumları olması gerekir. Var diyeceksiniz, ancak onunda araştırma bütçesi bulunmamakta. Bunlar çok acı gerçekler. Bir ülkenin önüne gelince, zayıf ekonomileri kökünden sarsar.

Bütün dünyayı saran CORONA virüsü konusunda ülkeler tedbir paketlerini açıklayarak halkın moralini düzeltmek için çaba sarf etmekteler. Her ülke başkanı veya başbakanı ekranlara çıkıp, devlet olarak neleri göğüslediklerini söyleyip, hazinelerini vatandaşlarının hizmetine açarak 95 milyar ile 614 milyar Euro arasında değişen paketlerle destek olacaklarını söylediler. İngiltere, 850 milyar dolar, ABD iki trilyon dolar…..Bizde ise, paket olmadığı için bir çıkınla halkın önüne çıktık. Nedenini anlatmama gerek olmadığını düşünüyorum.!!! Kaynakların etkin ve verimli kullanılamaması, devletin milletten yardım almasına nedendir. Doğru kullanılan kaynaklar, etkin olur, verimli olur, tasarruflu olur. Bol keseden, hovardaca ve iyi planlanmadan rastgele yapılan harcamaları ise, devlet kasasını boşaltmaktan başka bir işe yaramaz. 5 Tepe Saray ve Külliyesi, Marmaris’te Saray, Ahlat’ta saray, Okluk koyunda saray, Erzurum’da Saray derken, Sarayın ihtiyaç fazlası 13 adet uçağa yaptığı, boş ve gösteriş yatırımına da para yetmiyor işte. Keza şehir hastaneleri hasta garantisi, köprülerden araç geçiş garanti sayıları gibi, daha bir sürü israf harcamaları, Merkez Bankasının İhtiyat akçesine Hazinenin el koymasına neden olmuştur. Buda yetmeyince, İşsizlik fonundaki biriken miktar da buhar oldu. Şehitler için toplanan paralar ha keza, amacına uygun harcanmadı. Haksız yere açılan krediler ve silinen vergi borçları da cabası…

Esas olan, CORONA Virüsü için aşı geliştirmek olmalı idi. Yaşadığımız ülke için, çok önemli bir durum olmalı. Biz ise, başka ülkelerin bu aşıyı geliştirmesini dualarımızla tanrıdan isteyerek, bir an önce, bu ülkelerin aşıyı bulmasını dilemekteyiz.

SON SÖZ: ‘’ HESAP, KİTAP DÜZGÜN ve DOĞRU YAPILMAZSA, HALKA MUHTAÇ OLURSUN.’’