DÖVİZİN ATEŞİ NİÇİN DÜŞMÜYOR?

Gerek seçim öncesi, gerekse 24 Haziran seçiminden sonra, döviz bir türlü istenilen seviyeye düşürülemedi… Yeni yıla girişle birlikte küresel piyasalarında etkisiyle dolar 3.50’nin üzerinde, Euro’da 4.50 üzerinde seyretmeye başladı. Yılın, Nisan-Mayıs-Haziran aylarına gelindiğinde ise, hem dolar, hem Euro daha da arttı ve döviz fiyatları sürekli tırmanış gösterdi. Buna karşılık alınan acil tedbirlerde, dövizin ateşini düşüremedi. Temmuz ayı olarak, dövizde ki artış, yine tırmanmaya başladı. Buna karşılık; Faizleri artırdık, yüzde 20'nin üzerine çıkardık. Peki, nasıl oluyor da hâlâ döviz fiyatları düşmüyor? Piyasanın, hava su gibi ihtiyacı var. Döviz ile borç alınmış, bilhassa iş dünyası ve ithalata dayalı üretim yapan fabrikalar ne yapacak? Lira ile mi ödeyecek borçlarını…
Zira senin özel sektörünün ödemesi gereken 316 milyar dolar borcu var. Yarısı finansal kuruluşların… Finansal kuruluşlar da döviz borcu alıp, onu kredi verdiğinden bu ayırımın bir önemi yok.

Banka ne yapar? Vatandaştan mevduat adı altında para toplar. O parayı ihtiyacı olana kredi adı altında borç verir. İyi güzel de yatırılan mevduat istenen kredi miktarına yetmezse, yani az ise ne olur? Banka gider, yurtdışından borç bulur, Merkez Bankası'na verir bozdurur. Onu kredi olarak dağıtır. Biz de oturup başka ülkenin vatandaşlarının parasını yer, karşılığında onlara faiz öderiz.
Dış piyasalarda,Türkiye şartlarına göre maliyeti daha düşük olarak aldığı kredileri, devletin verdiği yüksek reel faizin cazibesi ile bir kısmını Hazine'nin iç borçlanma ihtiyacını karşılamak için kullanıyor. Bono, tahvil alıyor. Ya da yüksek faiz ile özel sektöre pas atıyor…

Haliyle, “bana ne bu kamunun borcu değil ki” diyemezsiniz. Nitekim şirket borcu geri öderken verecek lirayı, alacak ödemesi gereken dövizi… Bir de bunun faizi… Sonra da “bu fiyattan kim alıyor doları?”
Yine de parasal bir sıkılaştırmanın da yapılmadığı hatta gevşek bir para politikası uygulandığı da aşikâr… Peki, sıkışıklığı aşmak için gevşemenin dozu artırılırsa neler olur? Krediyle parayı bulan şirket riskini azaltmak için döviz alır.
Ancak olayın ürkütücü yanı, bu sefer özel sektörün dış borçları ve döviz pozisyon açıklarının, ödeme kapasitesini aşmış durumda olması… Kamu borcu nispeten daha az… Ne kadar? Yaklaşık 137 milyar dolar… Peki, bunca borcu bize kim veriyor? Dış mihraklar! Lider ve güçlü Türkiye'yi istemeyen hasım ülkeler, kesenin ağzını açmışlar.

Bizim dış yatırım almaya ve borca ihtiyacımız var. Bu kadar net… Haliyle yurtdışından para talep ediyoruz. Veren kim? Dış yatırım almayan bir ülkenin halini varın siz düşünün…
Her daim Türkiye'nin kötülüğü için çalışan İngiltere'den gelen borç, 34 milyar dolar… Nazi diye suçladığımız Almanya 25 milyar dolarda… Darbecileri koruyan Amerika'ya 27 milyar dolar borçluyuz.
Hele referandum düşmanımız Hollanda'ya ne demeli? Onlar da bize 20 milyar dolar borç vermişler. Hepsinden geçtim, 580 bin kişilik Lüksemburg'a borcumuz 8 milyar dolar.
İşte bu düşmanlar bizi paraya boğmuşlar. Tabii faiziyle… İyi de madem biz bunların düşman olduğunu biliyoruz, neden gidip para istiyoruz? Politik ve siyasi söylem başkadır, ekonomik söylem başkadır. Buna dibine kadar mecburuz! Neden derseniz; nedeni gayet basit: Parası olmayan, parası olandan borç ister…Bu adeta bir doğa kanunudur. Siz ithalatla, ihracat arasında bir denge kuramaz, her yıl 70-75 milyar dolar cari açık verirseniz, paralı ülkelere el avuç açmak zorundasınız. Yıllardır yazıyoruz, çiziyoruz TEKNOLOJİ üretmeliyiz, katma değerli ürün üretmeliyiz, ihracatımız en azından ithalatı karşılamalı diye ama değişen pek bir şey olmuyor. Şu gün olmuş, ithalatla ihracat farkını bir türlü kapatamıyoruz. Bunun yanı sıra, turizm sektöründe de 13-15 milyar dolar civarı kayıp, işin tuzu biberi oldu. Bu seneki turizm verileri şimdilik iyi gidiyor… Umarız yine bir hokucuk çıkarılmaz ve 40 milyona yakın turist gelir ülkemize… En azından dövizin ateşinin düşmesine fayda sağlar…

Verilen borç miktarının maliyeti artıyor miktarı azalıyor. Peki, neden yatırım için gelmiyor?Finans ve yatırım dünyası Öncelikle güven ister. İstikrar ister. Cazip yasal avantajlar ister. Ancak gerçeği ifade edecek olursak, güven konusunda ve yasal düzenlemelerde sıkıntı yaşadığımız da acı bir gerçek. Bu ortamın ivedilikle sağlanması lazım. Sen güveni sağlayamadığın sürece de istersen faizi daha da artır, fark etmez. Bu para Türkiye’ye gelmez. Kendini güvende hissettiği başka limanlara gider.

Bunun son örneği: PSA grubunun Türkiye’ye yapacağı 600 milyon doların üzerinde bir bütçeye sahip yatırımı, FAS’A kaydırmasıdır…

SON SÖZ:’’ KENDİNİ GÜVENDE HİSSETMEYEN KUŞ, DALA KONMAZ.’’