Doğadan bir halkayı koparırsanız..!

Yıl 1958… Çin Halk Cumhuriyeti’nin lideri Mao Zedong, ülkesini büyük bir kalkınma hamlesine geçirmeye kararlıydı. Ancak plan masasında duran bir düşman vardı; Serçeler…

Mao, basit bir düz mantık kurdu, "Bir serçe, yılda ortalama 4 kilo tahıl yiyor. Serçeleri yok edersek, milyonlarca insanı doyuracak tonlarca pirincimiz olur."

Hesap kâğıt üzerinde kusursuz, mantık düzdü. Emir verildi ve tarihin en garip, en trajik savaşı başladı. Çin halkı silahlara değil; tencerelere, tavalara, davullara sarıldı. Günlerce, haftalarca gökyüzüne doğru devasa bir gürültü korosu yükseldi. Amaç kuşları vurmak değil, korkutup konmalarını engellemekti. Ağaçlara, çatılara konamayan, saatlerce havada uçmak zorunda kalan milyarlarca serçe yorgunluktan ve kalp krizinden birer birer gökyüzünden yere döküldü.

Çin halkı zafer çığlıkları atıyordu. Gökyüzü serçelerden temizlenmiş, "tahıl hırsızları" yok edilmişti. Mao kazanmıştı... ya da onlar öyle sanıyordu..!

***

1959 baharı geldiğinde Çin tarlalarında derin bir sessizlik hâkim oldu. Kuş cıvıltıları kesilmişti. Ancak çok geçmeden, o sessizliği milyarlarca kanadın vızıltısı böldü. Kulakları tırmalayan vızıltılar, sessizliğin arkasından gelen intikamın sesi gibiydi.

Doğanın, Mao’nun hesap makinesine sığmayan bir matematiği vardı. Evet, serçeler tahıl yiyordu, ama aynı zamanda müthiş birer böcek ve çekirge avcısıydılar. Zincirin o küçük halkası koparılınca, meydan tamamen çekirgelere, böceklere ve kemirgenlere kaldı.

Tarlaları istila eden çekirge sürüleri, serçelerin yediği tahılın kat be kat fazlasını, sadece birkaç gün içinde silip süpürdü. Yeşil adına ne varsa kuruttu. Ekolojik denge bir kez çökmüştü ve artık geri dönüşü yoktu.

Sonuç? İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük, en korkunç yapay kıtlığı başladı. 1959-1961 yılları arasında yaşanan bu büyük trajedide, resmi olmayan rakamlara göre 30 milyondan fazla insan açlıktan can verdi. Doğa, serçelerin hesabını insanoğlundan milyarlarca kat faiziyle, insan canıyla kesti.

Hata çok geç anlaşıldı. Mao, serçeleri suçlu ilan ettiği listeden alelacele çıkarıp yerine tahtakurularını koydu. Hatta bozulan dengeyi biraz olsun toparlayabilmek için Sovyetler Birliği’nden gizlice binlerce serçe ithal edildi. Çin, kendi eliyle öldürdüğü kuşları, dışarıdan dövizle satın almak zorunda kaldı.

"Doğadan bir halkayı koparırsanız, o zincir döner dolaşır, eninde sonunda kendi boğazımıza dolanır."

***

Bugün modern dünya, hâlâ doğayı kendi çıkarlarına göre "yeniden dizayn edebileceğini" sanan kibirli liderler, siyasetçiler ve iş insanlarıyla dolu. Dereleri kurutanlar, ormanları betona gömenler, "Bize ne faydası var?" diyerek ekosistemi katledenler, 1958’deki Çin’e iyi bakmalıdır.

Doğa bir kabile reisi, bir diktatör ya da bir CEO değildir; emir almaz, rüşvet kabul etmez. Biz doğanın efendisi değil, sadece küçük bir parçasıyız.

Ve tarihin bize öğrettiği en net ders şudur; Doğayla savaşırsanız, kazanma şansınız yoktur. Kazandığınızı sandığınız an, aslında kaybettiğiniz andır.