Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ile yapılan bir görüşmeden bahsetmek istiyorum. Olayı şöyle anlatıyor görüşmeci:
‘’Sayın Hocamız beldemiz Ünlüpınar (Pekün)’da yapımı tamamlanan Kur’an Kursu ve İmam Hatip Ortaokulu binasının açılışına davetli idi. Hayırlı olsun.
Kendileri bu açılışta ve belde camimizde güzel konuşmalar yaptı.
Belde halkımız büyük bir ilgi ve memnuniyetle Hocamızı dinledik.
Mehmet Görmez Hocamız, 2010 – 2017 yılları arasında, yedi yıl Diyanet İşleri Başkanlığı yaptı. Doktora tezini Hadis ve Sünnet konularında hazırlamıştır.
“el Mü’minun” Suresinin ilk on ayetini camide okuyup bizlere tefsir etti, anlattı.
Bu Surenin ilk on ayetinde Cennete gidecek müminler müjdelenmiştir:
“Gerçekten müminler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarını huşu içinde kılarlar. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı verirler. Ve onlar ki, iffetlerini (namuslarını) korurlar. Yine o müminler ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.”
Mehmet Görmez Hocamızın bu konuşması dinleyenler tarafından büyük bir ilgi ve beğeni gördü. Hocamız, camiden çıktığında kendilerine şöyle bir soru sordum:
“Sayın Hocam, “el-mü’minun” suresinin ilk on ayetindeki emirleri yerine getiren bir Müslüman, kul ve kamu hakkı da yerse cennete gider mi?”
Mehmet Görmez Hocamız:
“Gitmez,” diye tek kelime ile cevap verdi.
“Sayın Hocam, bir hadiste yüz kişiyi öldüren bir kişi tövbe etti, cennete gitti” deniyor. Bu hadis sahih hadis midir?
Hocamız:
“Hayır, bu hadis uydurmadır. Çünkü Kur’an’a aykırıdır. Kur’an “Bir kişiyi öldüren bütün insanlığı öldürmüş olur ve o kişi cehenneme gider, buyuruyor.”
“Verdiğiniz bilgilere çok teşekkür ederim Sayın Hocam.”
Öyleyse İslam’ı bir bütün olarak görmek, algılamak ve uygulamak gerekiyor. Çünkü haram yiyen bir insanı namaz ve oruç gibi ibadetler kurtarmıyor.
HARAM YİYENİN AMELLERİ KABUL OLMUYOR.!!!
İşte size bir başka örnek daha.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Kıyamet günü, Tihame dağları kadar sevapları olan topluluklar gelecek. Onlar Allah’ın huzuruna getirildiğinde Allahü Teâlâ onların sevaplarını heder edecek ve onları cehenneme atacaktır.”
Ebu Huzeyfe’nin azatlısı Salim (r.a) :
“Anam babam sana feda olsun, ya Resulullah! Bu toplulukların kimler olduğunu bize bildir, biz de bilelim. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan korkuyorum,” dedi.
Hz. Peygamberimiz:
“Ey Salim! Onlar namaz kılarlar ve oruç tutarlardı. Ancak kendilerine haramdan bir şey verildiği zaman hemen atılıp alırlardı. Bundan dolayı Allah onların amellerini kabul etmedi” buyurdu. (Hilyetü-l-Evliya) (Fazilet Takvimi, 29 Nisan 2016)
Allah, Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin.” (Bakara, 188)
Peygamber Efendimiz hadislerinde bu konulara dikkati çekiyor:
“Bir adamın namazı, niyazı sizi aldatmasın. O adamın dirhem ve dinarla yani para ile ilişkisine bakın.”
“Haramla beslenen vücut Cennet’e girmez.”
İslam, güzel ahlak demektir. İslam ahlakının gayesi, bizleri haramlardan uzak tutmak ve doğru yoldan ayırmamaktır.’’
Evet değerli okurlar… Diyanet İşleri Başkanının bu söylemlerini iyi değerlendirmek lazım.
Doğru olmak, hak ve haram yememek, adaletli olmak, insanlara karşı sevgi dolu, hoşgörülü, yardımsever olmak, Dürüst ve ahlaklı olmak gerek..
Hocamızın da belirttiği gibi salt namaz kıldım, oruç tuttum, hacca gittim diye bir insana Müslüman gözüyle bakamayız. Eğer, o kişi önceki satırda belirttiğimiz özelliklere sahip değilse, günde değil 5 vakit namaz kılmak, 15 vakitte kılsa günahtan kurtulamaz.
İslamiyet’in temel gayesi, yalnızca kul ile Allah arasındaki ilişkileri düzenlemek değil. Aynı zamanda, insanla insanın, insanla toplumun, insanla ülkenin ve devletin ilişkilerini de düzenlemektir. Bunun esaslarını tayin etmektir. Biz buna kısaca iyi yurttaş, iyi vatandaş olmak diyoruz. Bir müminin vecibeleri bu kurallara, bu esaslara uymaktan geçer.
Peygamber efendimiz bile, kul ile Allah arasındaki mesafeye girmeyip;’’ Kul ile Rabbim arasına ben bile giremem’’ buyurmuşlardır.
O halde bizim dini ve inanç yönünden iki kutuplu esasımız var. Birincisi; belirttiğimiz gibi, kul ile Allah arasındaki esaslardır. İkincisi ise; fani dünya yaşamında din dışı uyulması gereken esaslardır…Bu iki sorumluluğu, bu iki yükümlülüğü yerine getirmek, şüphesiz ki hem Allah nezdinde, hem de devlet nezdinde pek makbuldür.
O hal de bizlere düşen; her iki konuda da üzerimize düşeni yapmak, sorumluluklarımızı yerine getirmek, önce yüce yaratıcının, sonra da devlet nizamının rızasını kazanmaktır. İşte o vakit hem iyi bir mümin, hem de iyi bir yurttaş, iyi bir vatandaş oluruz.
SON SÖZ.’’ ‘DÜNYA’ için yaşayanlar, ‘AHİRET’ için yaşayanları anlayamazlar. ‘’