Hayat mücadelesiyle bir döngünün içine girmiş her gün bir önceki günün tekrarını yaşıyoruz.
Evden – okula- oradan eve... ya da işten eve- evden işe ..
Devir buna mı döndü?
Bazen aramızda konuşuruz ya bundan 3-5 yıl önce arkadaşlarla çıkar bir yerler de oturur 2 kadeh içerdik veya sinemaya, tiyatroya giderdik ekonomimizi de etkilemezdi.
Şimdi ise öyle ortamlara ne gidebiliyoruz ne gelebiliyoruz. Gittiğimiz zaman ekonomimiz etkileniyor diyerek kendi aramızda konuşuyoruz.
Şöyle durup geriye baktığımızda eksikliğini hissettiğimiz bir yanımız yok mu?
Evet, pek çok kişi benim hissettiğimi hissediyordur. Hayat, özellikle modern yaşamın temposunda, bir rutine sıkışmış gibi geliyor: aynı yollar, aynı insanlar, aynı yorgunluk… Sanki bir döngüye kapılmışız da çıkış kapısı görünmüyor. "Ev–iş–ev", "okul–ev–okul"… ve arada kalan zamanlar da çoğu zaman sadece dinlenmeye ya da dertlere yetiyor.
Bu döngü, sadece fiziksel değil, zihinsel ve duygusal bir tekrar hâline geliyor. Hayattan beklentiler azalıyor, heyecan yerini alışkanlığa bırakıyor. İnsan, bir süre sonra ne için yaşadığını, neden bu kadar çabaladığını sorgulamaya başlıyor.
Yani: Yaşanan ekonomik zorluklar bugünkü ekonomi politikalarının, küresel etkilerin ve yönetim tarzlarının bir sonucu mu bu? Cevap: Evet, büyük ölçüde.
Ama şu da bir gerçek:
Bu döngüyü fark etmek, onu kırmanın ilk adımıdır.
Kimi zaman küçük bir değişiklik – yeni bir hobi, farklı bir rota, kısa bir mola ya da yeni bir amaç – bile bu tekrar hissini biraz olsun azaltabilir.
Devir gerçekten buna döndü mü, yoksa biz mi yavaş yavaş sistemin dişlilerine kapıldık?
Belki de asıl soru bu:
Bu döngünün içinde kaybolacak mıyız, yoksa içinde kendi yolumuzu mu açacağız?