DEPREM

İzmir’de dün ( 30 Ekim 2020) 14.51 de merkez üssü, Ege Denizi, Seferihisar’ın(İzmir İlçesi) 17 kilometre açığında, 6,6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.
Ne yazık ki Japonya gibi dünyanın en çok deprem olayı yaşayan ülkesinde bile 9 şiddetindeki deprem, can kayıpsız, hasarsız atlatılırken, bizde yıkıma, can ve mal kaybına yol açıyor. Bu satırların yazıldığı sıralarda, TV haberleri; ölü sayısının 28’ e yükseldiğini bildiriyordu.
27’si ağır olmak üzere, 310’dan fazla vatandaşında, hastanelerde tedavi gördüğünü, toplam yaralı sayısının 804 olduğu ifade ediliyordu. İnş. Ölü sayısı artmaz. Bu rakamlarda kalır. Kurtarma çalışmaları gece gündüz devam ediyor. Devlet, bütün imkanlarını seferber etmiş durumda. Maddi, manevi her türlü yardım yapılıyor. Gönül arzu ederdi ki, sadece üç bakan değil, Sayın Cumhurbaşkanı, ortağı ve Ana Muhalefet Partileri ile diğer partilerin liderleri de, sıcağı sıcağına İzmir’e gitse ve vatandaşa moral verseydi… Dünyadaki gelişmelerde göz önüne alınırsa; birliğe, beraberliğe, dayanışma içinde olmaya ve kenetlenmeye, ne kadar ihtiyacımız olduğu, daha iyi anlaşılır. Böyle fırsatları kaçırmamak lazım aslında… Nedense böyle fırsatları iyi değerlendiremiyoruz…Oysa İzmir depremi, hepimizi derinden üzdü. İçimiz yandı. Yüreğimiz parçalandı. Hala enkaz altında kurtarılmayı bekleyen onlarca vatandaşımız var…
Bu ülke, tarihin bir çok evresinde büyük depremler gördü. İrili ufaklı meydana gelen depremlerden, 10 tanesini sizlerle paylaşıyorum…
*7 Mayıs 1930 Hakkari depremi; 7.6 şiddetinde…
*26-27 Aralık 1939 tarihinde ki Erzincan depremi;7.9 şiddetinde idi…
*1943 Tosya-Ladik depremi; 7.2 şiddetinde…
*1 Şubat 1944 Bolu-Gerede depremi; 7.2 şiddetinde…
*18 Mart 1953 Yenice Gönen depremi; 7.2 şiddetinde…
*27 Haziran 1998 Adana- Ceyhan depremi; 6.2 şiddetinde…
*28 Mart 1970 Gediz depremi 7.2 şiddetinde…
*24 Kasım 1976 Çaldıran depremi; 7.5 şiddetinde…
*17 Ağustos 1999 Gölcük depremi 7.4 şiddetinde…
*23 Ekim 2011 Van depremi 7.2 şiddetinde…
Bu depremler, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde meydana gelen, ölümlü ve maddi hasarlı, büyük depremlerdir. Şimdi de İzmir depremi…
Görülüyor ki, Anadolu, deprem bölgesidir. Birinci, ikinci ve üçüncü fay hatları, bütün Anadolu’yu sarmış vaziyettedir. Bu durumu bilmemek mümkün mü? Evet biz bir Baba Vanga (1911-1996)-Bir Nostradamus(1503-1577)-Bir Ursula Southeil (1488-1561) gibi dünyaca ünlü bir kahin değiliz elbet…Ancak Jeoloji ve yer bilimleri uzmanları, kahinler gibi değil ama bilimsel verilerle ufuktaki tehlikeyi işaret ediyorlar, sık sık TV’lere çıkıp anlatıyorlar…
Hal böyle iken, biz hala yıllardır, gerekli tedbirleri almıyoruz, alamıyoruz. Ne inşaat projelerinin, ne yapım esnasında, ne de kullanılan malzeme, gerekli teknik şartlara uygun kontrol edilmiyor. Hala engebeli, hafif dağlık, zemin kil ya da kaya olan sert ve sıkı topraklar yerine, işin kolayına kaçıyoruz. Gidip gidip zemini yumuşak topraklara ve tarım arazilerine bina yapıyoruz, inşaat yapıyoruz… Bu resmen cinayettir. İşte Japonya, Güney Kore ve Avrupa ülkeleri ile aramızdaki fark bu… Onlarda 7.8/8.6/9 şiddetinde deprem oluyor ama ne can kaybı var, ne de bina yıkılması… Biz de ne oluyor. 6.5-7.5 arası depremde yüzlerce vatandaşımızı kaybediyoruz, yüzlerce binamız yıkılıyor.
Manen, madden hatırı sayılır, kayıplar yaşıyoruz. Acısı, üzüntüsü, insan belleğindeki yıkımı da cabası… Ailesini yitirenler, öksüz kalanlar, yetim kalanlar, ortada kalanlar… Yıkılan yuvalar, sönen ocaklar, açılan sosyal yaralar… Uzun yıllar atlatılamayan travmalar… İşte ilim, bilim farkı… İşte gelişmiş, gelişmemiş ülke farkı… Ve işte fen, mühendislik ve teknik ile teknoloji farkı…Böyle durumlarda her şey çok daha net anlaşılıyor. Sevgili siyasiler; siz hala hamasetle vakit geçirin, siz hala birbirinizle kavga edip durun… Elin adamları fersah fersah teknoloji üretirken siz iktidar kavgasına devam edin… Bir türlü anlayamıyorsunuz değil mi; Lafla peynir gemisi yürümüyor. İktidar senin olsa ne yazar? Onun olsa ne yazar? Siz de bu zihniyet varken… İktidarda el değişse ne olacak ki? Değişen hiç bir şey olmaz. Hani meşhur hiciv ustamız Neyzen Tevfik diyor ya;
‘’ Türkü yine O türkü, Sazlar da tel değişti,
Yumruk yine op yumruk, bir var sa el değişti…
Kâbe’den maksat, varmaktır yâra,
Kör gibi tapınma kuru duvara…’’
Yarın devam edeceğiz…