DEMOKRATİK SOSYAL DEVLET

Sosyal Devlet Nedir ?

Tarih boyunca toplumsal, ekonomik ve yönetsel koşullara göre devlete yüklenen görevler değişmiştir. Sosyal devlet de bu değişim dönemlerinden birinin ürünüdür. Sosyal devlet kavramının tanımı üzerindeki genel uzlaşı, devletin toplumsal ve ekonomik yaşama müdahalesi ile mevcut sistem içerisinde ortaya çıkan krizleri gidermek, çeşitli politika araçlarını kullanarak devletin daha aktif olarak sosyal ve ekonomik alana katılımını sağlamaktır. Sosyal devletin ortaya çıkış koşulları, geniş uygulama alanı bulduğu ülkeler ve nihayetinde işlevini kaybettiği zamana yönelik tespitler benzerlik göstermektedir. Fakat sosyal devletin görevlerine ve politika araçlarına bakıldığında 1929 sonrası ile başlatılan zamansal sınırlamanın ötesinde ve kavramın yerleşik hale gelmesinin öncesinde de uygulama alanı bulduğu görülmektedir.

Sosyal devlet anlayışı, sanayi devriminin meydana getirdiği endüstri toplumunun bir ürünüdür. Bu devlet modeli, endüstri toplumunda oluşan yeni sosyal sınıflar ve bu sınıflar arasındaki çatışmaların uzlaştırılması gerekliliği ile birlikte uygulama alanı bulmuştur (Elçim, 2007: 34). Batı’da uzun süren sınıfsal mücadeleler, teknik gelişmeler ve ekonomik değişimler sonucunda sosyal devlete varılmıştır. 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıktığı kabul edilen sosyal devletin, toplumsal hayatta merkezi bir rol oynaması ise II. Dünya Savaşı sonrasında gerçekleşmiştir. Sosyal devlette piyasa ekonomisi terkedilmemiş, ekonomi yalnızca arz ve talebin genel seyrine bırakılmamış, devlet ekonominin yönetimine çeşitli politika araçları ile müdahale etmiştir (Benli 2011- 112). İlk olarak 1941 yılında ArchbishopTemple tarafından kullanılan sosyal devlet kavramı, piyasa ekonomisinin başarısızlıklarını ortadan kaldırma amacıyla devletin rolüne yönelik değişimi ifade ederken, devletin vatandaşların sosyal ve ekonomik haklarla desteklenmesi temeli üzerine kurulmuştur (Yay, 2014: 148).

Sosyal devletin altın çağı, 1930’larda başlayan ve ikinci büyük emperyalist paylaşım savaşının (İkinci Dünya Savaşı) ardından 1970’li yılların ortalarına kadar geçen 40-45 yıllık süredir.

Sosyal devlet, kapitalizmin kısmen revize edilmesidir. Bu nedenle Marx, bu tezi savunanlardan temelde ayrılmış ve bunun işçinin özgürleşmesini sağlamayacağını söylemiştir. Marx çok doğru bir biçimde, özel mülkiyete dayanan kapitalizmde, işçinin emeğine üretim araçları mülkiyetini elinde tutan sermaye tarafından el konduğunu, bu nedenle işçinin ihtiyaç duyduğu kendi ürettiğini piyasadan parasal ederi karşılığı edinmek zorunda kaldığını, bunun ise işçiyi kendi emeğine yabancılaştırdığını, alternatifin ise kolektif üretim ve kolektif tüketim ilkesine dayanan işçi sınıfı iktidarı olduğunu açıkça ortaya koymuştur. İşte bu alternatif tespit ve ortaya konan alternatif sistem, kapitalizmi sosyal yönden evirilmeye iten en önemli etkendi.
1840’lı yıllardan itibaren, sermayenin geliri sürekli artarken, emek gelirleri sürekli gerilemiştir. Liberal kapitalist sistemin, devleti müdahaleden uzak tutmasının ve her şeye kendisinin karar vermesinin yol açtığı rahatsızlığa ek olarak,Marx’ın bilimsel teorisinin yol göstericiliğinde sosyalizme yönelişin yükselmesiyle, 1880'li yıllarda Almanya’dan başlayarak merkez kapitalist devletler, sosyal devlet uygulamalarını bir bir yürürlüğe koydular. Böylece, 1880 ile 1910 yılları arasında, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, İngiltere, ABD, Avustralya, İsviçre, İsveç, Danimarka, Norveç, Finlandiya, Avusturya, İrlanda, Yeni Zelanda ve Kanada gibi merkez kapitalist ülkelerde, İş Kazası, Sağlık, Emeklilik, İşsizlik ve Aile Sigortası gibi sigorta kolları değişik tarihlerde uygulamaya kondu.
Sosyal devlet uygulamalarının tek tek ülkelerde hayata geçirilmesinin yanı sıra, birinci emperyalist paylaşım savaşını (1. Dünya Savaşı) sonlandıran Versailles anlaşması ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kuruldu.
ILO’nun kuruluş amacı şu şekilde açıklanmaktadır: “Evrensel ve sürekli bir barışın ancak sosyal adalet temeli üzerinde oluşturulabileceği temel ilkesinden hareketle tam istihdama ulaşılması; yaşam standartlarının yükseltilmesi; işçilerin kendilerine en uygun işlerde çalıştırılmaları; mesleki eğitim imkânlarının sağlanması; kalkınmanın nimetlerinden herkesin eşit şekilde yararlanmasını sağlamaya yönelik politikaların uygulanması; çalışanların yaşam ve sağlığının korunması; örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının tanınması ve sosyal güvenliğin yaygınlaştırılması gibi amaçları bulunan ILO, tüm faaliyetlerini işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşan “üçlü yapı” ilkesine dayalı olarak yürütmektedir.” Böylece sistem, devlet, işveren, işçi üçlüsünün ortak kararlar alıp sözleşmeler yürürlüğe koyacağı bir yapıyı da hayata geçirmiş oldu. Zira ILO sonraki yıllarda, amaç maddesinde belirtilen konularda birçok kararlar alıp yılda bir toplanan konferansında sözleşmeler kabul ederek yürürlüğe koydu.

7 Haziran 2021 Pazartesi günü devam edeceğiz…