Değişen iklim de ya kent yönetimi?

Artık mesele yalnızca yağan yağmurun miktarı değil o yağmura ne kadar hazırlıklı olduğumuzdur. Son haftalarda yaşanan yoğun yağışlar, iklim krizinin etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi. Adeta bir yılda düşmesi gereken yağmur, neredeyse bir günde yağıyor. Önceki hafta metrekareye 138 kilogram, geçtiğimiz hafta 78 kilogram, önceki gün ise sadece 15 dakika içinde metrekareye 31 kilogram yağış kaydedildi. Dün de tablo farklı değildi. Sert fırtına, bardaktan boşalırcasına yağmur, yer yer dolu… Bazı bölgelerde ağaçlar devrildi, çatılar uçtu. Bu artık sıradan bir meteorolojik olay değil, açıkça bir doğal afet gerçeğiyle karşı karşıyayız. ‘Yapacak bir şey yok’ demek yerine, bilimsel veriler ışığında kalıcı çözümler üretmek gerekmiyor mu? Küresel ısınma ve değişen iklim koşulları nedeniyle bu tür aşırı hava olaylarının artacağı uzun süredir biliniyor. Bu nedenle yalnızca Adana değil, tüm kentler için kapsamlı bir yol haritası belirlemek kaçınılmaz. Ortak akıl ve somut bir eylem planı artık şart. Bu noktada en büyük sorumluluk yerel yönetimlere düşüyor. Özellikle Adana Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşların bir araya gelerek kapsamlı bir afet ve iklim uyum planı hazırlaması gerekiyor. Bu plan aşırı yağış senaryolarını, taşkın ve sel risk haritalarını, altyapı kapasite analizlerini ve acil müdahale mekanizmalarını içermeli ve vakit kaybetmeden hayata geçirilmeli. Çünkü, bu tür afetler artık istisna değil, yeni normalimiz olacak. Dolayısıyla yalnızca bugünü değil, önümüzdeki 20–30 yılı planlayan bir kent vizyonuna ihtiyaç var. Yaşanan sıkıntıların önemli bir bölümü altyapı yetersizliğinden kaynaklanıyor. Bu konuda teknik yönetmenimiz Metin Maracı ile sohbet ederken dikkat çekici bir örnek verdi; “Geçmişte yağmur drenaj sistemi sayesinde su birikmeyen Mavi Bulvarda belediye asfalt çalışması yaptı. Bugün yoğun yağışlarda yol adeta dereye dönüyor.” dedi. Bu örnek çok şey anlatıyor. Yağmur sularını kanallara yönlendiren sistemlerin yapılan üstyapı çalışmalarıyla işlevsiz hale gelmesi, kent planlamasında bütüncül yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Her müdahale, mevcut drenaj ve su tahliye sistemleri dikkate alınarak yapılmalı. Bu noktada somut bir öneri sunmak gerekir. Kent genelinde “İklim Uyum ve Dirençlilik Koordinasyon Kurulu” oluşturulmalıdır. Bu kurul, belediye birimleri, üniversiteler, meslek odaları ve ilgili kamu kurumlarının temsilcilerinden oluşmalı, her yıl güncellenen risk haritaları hazırlamalı ve altyapı projelerini iklim senaryolarına göre denetlemeli. Ayrıca yeni yapılacak yol ve asfalt çalışmalarında drenaj sistemi teknik olarak raporlanmalı, proje onayları bu rapora bağlı olmalı. Bununla birlikte, mahalle ölçeğinde yağmur suyu toplama havuzları ve geçirgen zemin uygulamaları şehrimizde yaygınlaştırılmalıdır. Beton yüzeyleri artırmak yerine suyu emen, yönlendiren ve depolayan bir şehir tasarımına geçmek zorundayız diye düşünüyorum.

İklim değişikliği yalnızca sel ve taşkın riskini artırmıyor; aynı zamanda küresel su krizini de beraberinde getiriyor. Uzmanlar, önümüzdeki yıllarda su kaynaklarının daha kritik hale geleceğini öngörüyor. Bu nedenle yağmur suyu hasadı gibi uygulamaları artık lüks değil, zorunluluk olarak değerlendirmeliyiz.

Yağmur sularının depolanarak park ve bahçe sulamasında, temizlikte ya da uygun alanlarda yeniden kullanılması hem su tasarrufu sağlar hem de ani yağışların oluşturduğu yükü azaltır.

Haber Müdürümüz Murat Gegin’in güzel bir sözü var, “Alacağın tedbirlerle nimeti külfete çevirmemek gerekir.”

Yağmur aslında bir nimettir. Doğru planlama yapılmadığında ise külfete dönüşür.

Adana artık değişen iklim koşullarını öngörmek ve buna uygun planlama yapmak zorundadır. Bilimsel verilerle desteklenen, uzun vadeli ve bütüncül bir kent yönetimi anlayışı hayata geçirilmelidir. Çünkü bu ve benzeri afetleri daha sık yaşayacağız.

Dolayısıyla bugünden yarını, hatta yarınları planlamak zorundayız.