DEĞERLERİMİZİ NİÇİN YİTİRİYORUZ? 2

Maslow'a (1954) göre insanın ihtiyaçları belli bir hiyerarşik sırada gitmiştir ve temel ihtiyaçları, belli oranda gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine geçilememektedir. Maslow, bu durumu ilkel insanlardan yola çıkarak şöyle açıklamıştır: İlk insanlar hayatta kalmak için öncelikle yemek, su ve cinsellik gibi fiziksel gereksinimlerini doyurmuşlardır. Hayatta kalmak için, bu ihtiyaçlarını temel seviyede karşıladıktan sonra bir sonraki kaygıları emniyetleri olmuştur (sıcaktan, soğuktan, yağmurdan korunma). Bundan dolayı da, ilk insanlar mağaralarda yaşamışlar, ya da tahtadan barınak yapmışlardır. Güvenlik ve emniyette olma ihtiyaçlarını doyurduktan sonra, ait olma, sevgi ihtiyaçlarını kurmakta artık özgür olmuşlardır. Sevme, sevilme, birlikte olma ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra da, sıra kendilerini gerçekleştirme gereksinimlerine gelmiştir. 3 Yeme-içme gibi alt kategoride yer alan ihtiyaçlar organizmayı aktif olmaya ve homo statik dengeye getirecek ihtiyaçlarını aramayı ifade eden, açıklık olarak karakterize edilmektedir. Bir üst düzeydeki ihtiyaçlar ise, insanları pozitif amaçlara itmektense çeken, daha az aciliyeti olan ihtiyaçları oluşturmaktadır. Maslow'un anlayışında, yaratıcı insanlar muhtemelen onun hiyerarşiler yaklaşımında belirttiği ihtiyaçları en üst düzeyde karşılayanlardan oluşmaktadır. Maslow temel ihtiyaçların doyurulması ve kendini gerçekleştirme arayışının büyük bir biyolojik verimlilik (iyi uyumak, iyi yemek, uzun hayat, daha az hastalanma....) ile doğal olmak, maneviyat, yaratıcılık, özerk olma, demokratik değerler gibi birçok insani özelliğin doğmasına sebebiyet verdiğine hükmetmiştir (Aktaran: McClelland, 1987, s. 42) . Değerlerin toplum hayatındaki etkisi Ziya Gökalp, Halil İnalcık, Şerif Mardin, Metin Heper ve Orhan Türkdoğan gibi Türkiye’de sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinden gelen araştırmacılar tarafından işlenmiştir (Morsümbül-Aydaş, 2009). Mesela Gökalp (1976) değerleri, Osmanlı’da halkı ve güzideleri belirten iki ayrı kültür varlığı olarak ele almıştır. Ona göre Osmanlı idarecilerinin halktan farklı olma istekleri ve halka ait değerleri küçümsemeleri memlekette yan yana olarak iki lisan, iki vezin, iki edebiyat, iki musiki, iki bediiyat (estetik), iki ahlak, iki felsefe anlayışı doğmasına sebebiyet vermiştir. Değerlerin toplum hayatındaki rolüne ilişkin, mesela Halil İnalcık (2006; 2006a; 2006b, 193-194) çalışmalarında Osmanlı toplumunda birbirinden ayrı değerlere sahip iki tabakadan bahsetmiş ve değer önceliklerindeki bu farklılaşmanın Osmanlı toplumundan başlayarak, Türk toplum yapısında ortaya çıkan kültür ve kimlik sorunlarının doğmasına kaynaklık ettiğini belirtmiştir (1998, s. 92). Değerlerin toplum hayatındaki rolüne ilişkin olarak Weber de (1997) kapitalizm dinamiklerini, Protestan ahlakındaki rasyonel düşünce değerleri ile açıklamıştır. Hofstede (1980), Inglehart (1997), Schwartz (2006), Giddens (2005)'ın da belirttikleri gibi toplumdaki baskın değerler, bazen kültürün en merkezi özelliği olabilmektedir. Bu değerler, o kültürdeki iyi ve arzu edileni vurgulamaktadır. Toplumun kültürünün zenginliği inançlara, gelenek ve göreneklerine, normlarına, değerlerine yansımaktadır. Toplumsal kurumların oluşması, günlük pratikler ilgili kültürün kültürel değerleri etrafında ifade bulmaktadır. Bundan dolayı da değerleri çalışmak ilgili kültürün karakteristik yapısını tanımaya ilişkin en etkili yolu oluşturmaktadır (Schwartz, 2006, s. 4-6). Peki, bu değerler kuşaklar arasında nasıl bir seyir izlemektedir. Toplumsal değişme sonucu kültürel değerlerdeki değişmeler nedeniyle farklı değerlerle toplumsallaşan kuşaklar arasında değer önceliklerinde farklılaşma bulunmakta mıdır? Modern dünyada yaşayan bizler, toplumun hiçbir zaman statik olmadığının, toplumsal, siyasal ve kültürel değişikliklerin aralıksız devam ettiğinin farkındayız. Değişimin kaynağı koydukları yasalar ya da yürüttükleri politikalar aracılığı ile (örneğin bir ülkeye savaş açarak) hükümetler olabileceği gibi; toplumsal hareketler (örneğin sendikalar, feminizm) şeklinde örgütlenmiş yurttaşlar, bir kültürden başka bir kültüre yayılma (askeri fetih, göç ve sömürgecilikle gerçekleşen yayılma gibi ) veya teknolojinin sonuçları da olabilmektedir (Marshall, 1999, s. 136). Modern çağda toplumsal değişiklikler teknolojik yenilik süreçleri ve daha genelde endüstriyel gelişim süreçleri ile hızlanmaktadır (Giddens, 2010, s. 153). Değişim ayrıca kuraklık, açlık ve uluslar arası düzeyde iktisadi ya da siyasal üstünlüklerde meydana gelen değişiklikler gibi çevresel faktörlerin etkisinden kaynaklanabilmektedir. Son yıllarda yaş gruplarının toplumsal değişime katkılarını inceleyen kuşak analizlerine ilgi sürekli artmaktadır. Mesela Karl Mannheim bir denemesinde (1952) aynı kuşaktan insanların, kendilerinden önceki kuşaklara göre dünyaya nasıl çok farklı biçimde bakabileceklerini anlatmıştır. Dolayısı ile her kuşağa özgü olan eşsiz deneyimler toplumsal değişime olanak tanımaktadır (Marshall, 1991, s. 439). Inglehart'da (2008a, s. 131) çalışmasında Batı dünyasında İkinci Dünya Savaşından sonraki kuşağın yaşamlarını zenginlik içinde geçirdiğini, 5 bunun da genç kuşaklar ile yaşlı kuşaklar arasında büyük farklılıklara sebebiyet verdiğini göstermiştir. Inglehart olgun kuşakların ekonomik ve fiziki güvenliği kapsayan ‘metaryalist değerleri' daha fazla benimserken, genç kuşaklara doğru gidildikçe özerklik ve kendini-ifade etmeyi kapsayan ‘postmateryalist değerlerin’ daha fazla benimsendiğini ortaya koymuştur.

SON SÖZ: ‘’ DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY, DEĞİŞİMİN KENDİSİDİR.’’