DAĞLIK KARABAĞ’DA NELER OLDU?

Padişah Vahdettin’in 16 Nisan 1923 yılında Kahire’de çıkan el-Ehram gazetesinde yayınlanan çok ilginç ve tarihe kayıt düşme adına çok önemli olan Beyannamesinin 5 yazılık dizi halinde tarafımdan ortaya konması nedeni ile bazı konuları bekletmek zorunda kaldık.

Padişah Vahdettin’in 16 Nisan 1923 yılında Kahire’de çıkan el-Ehram gazetesinde yayınlanan çok ilginç ve tarihe kayıt düşme adına çok önemli olan Beyannamesinin 5 yazılık dizi halinde tarafımdan ortaya konması nedeni ile bazı konuları bekletmek zorunda kaldık.

Bu konulardan birisi de Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ topraklarında yaşanan olaylarla ilgili gelişmelerdir. Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ toprakları ifadesini özellikle ve inanılmaz mutlulukla söylüyorum. Çünkü 1998 yılında Azerbaycan’a bir tatlı imalathanesi kurmak için gittiğimde bana anlatılanların içerimde o günden beri yaktığı ateşi tarif edemem. 1. Karabağ Savaşları’nda Azerbaycanlı Türk kardeşlerimizin neler çektiğini, inanılmaz imkânsızlıklar içerisinde 1988’den 1994 yılına kadar süren bu savaşta nasıl mücadele ettiklerini bizzat bu savaşın içerisinde yaşayanlardan duymuştum.

2. Karabağ Savaşı’nın kazanılması ve 44 gün süren bu savaşın soununda ilk savaşta kaybedilen toprakların büyük bir kısmının yeniden Azerbaycanlı kardeşlerimiz tarafından ele geçirilmesi beni son derece mutlu etmişti.

Türkiye’nin tereddütsüz, sınırsız desteği ile Azerbaycan’ın güçlü bir şekilde sürdürdüğü 2. Karabağ Savaşı Rusya’nın aracılığı ile bir ateşkes ile sonuçlanmıştı. 2020 yılı içerisinde olan bu savaşın sonunda ortalık durulur gibi olmuştu. Ancak, şımarık Ermenilerin kendilerine ait olmayan topraklarda yönetimin Azerbaycan’a geçmesini içlerine sindirmelerini beklemek pek de mümkün değil idi. Zaten beklendiği gibi oldu ve Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeniler Azerbaycan askerlerine Eylül ayı içerisinde saldırılarda bulundular.

Azerbaycan Türk Devleti, kendine ait olan Dağlık Karabağ topraklarında yaşayan Ermenilerin can güvenliğini ve yaşamaya devam etmeleri için gerekli önlemleri 3 yıldan beri almış olmalarına rağmen, rahat durmayan ve güvenliği sağlayan Azerbaycan askerlerine hem de ölümle sonuçlanan saldırıların yapılmasına seyirci mi kalınması gerekti?

Azerbaycan Türk Devleti, elbette isyan eden vatandaşlarını (Ermeni) bu isyandan vazgeçirecek girişimlerde bulunacaktı ve öyle de oldu.

Ne oldu?

Dünyada geçerli olan bir tabirle, Azerbaycan Türk Devleti, isyancıları engellemek ve önlemek üzere Dağlık Karabağ’da 19 Eylülde bir operasyon yaptı. Bir gün süren bu operasyon sonucunda Ermen isyancılar hemen teslim oldular ve operasyon bitti.  

Operasyon sırasında Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri, sivil halka zarar vermemek için olağanüstü gayret sarf ettiler ki bu gerçekleri çektikleri görüntülerle tüm dünyaya açıkça gösterdiler. Ancak bu inceliğe rağmen, bir kısım Ermeni vatandaşların, Dağlık Karabağ’da bulundukları bölgeyi terk edip Ermenistan’a geçtikleri bilgileri veriliyor ki, buna da engel olmak mümkün değildir elbette. Çünkü, bu durum bir tercih meselesidir.

Bu gerçekler ortada iken, ülkemizde 123 kişilik bir grup Dağlık Karabağ’da Azerbaycan silahlı güçlerinin haksız yere kan akıttığını, bu nedenle operasyonun derhal durdurulması gerektiğini belirten bir bildiri yayınladılar.

İçlerinde bazı Ermeni isimlerinin de olduğu, Adana’dan bir Avukatın da olduğu bu gruba verilen ad da şudur: 123 Aydın! Ben bu kişilerin bildirilerinin içeriğinden çok bu Aydın sıfatını gündeme almak istiyorum. Çünkü, bildirinin içeriğinin önemi yok. Neden? Çünkü, iki yüzlü ve ahlaken çürük bir bildiri. Eğer kan istemiyorsan, önce Hocalı’daki Azerbaycan Türkleri’nin katliamlarından başlayacaksın. Sonra nerede kan oldu ise ona karşı çıkacaksın. Neyse… Bildirinin içeriğini fazla ciddiye almayalım.

Aydın nedir? İşte bu sorunun cevabını arayalım. Hep beraber bu konuyu düşünelim. İlk fırsatta bu konuda özel bir yazı kaleme alacağım. O zaman daha iyi değerlendirmiş oluruz.