Cüzdanla vicdan arasında sıkışan vatandaş

Kurban Bayramı yaklaşıyor. Normalde bereketin, paylaşmanın ve dayanışmanın konuşulması gereken günler… Ama bu yıl sokakta başka bir duygu hâkim: endişe.

Vatandaşın aklında tek bir soru dönüp duruyor: “Kurban kessem mi, kesmesem mi?”

Eskiden bu soru daha çok dini hassasiyetler ya da pratik meseleler etrafında şekillenirdi. Şimdi ise işin merkezinde ekonomi var. Çünkü bir kurbanlık almak, artık birçok aile için ciddi bir mali yük anlamına geliyor.

Bir yanda inancını yerine getirme isteği, diğer yanda ay sonunu getirme kaygısı… İnsanlar adeta iki arada bir derede kalmış durumda. Kurban kesse, bütçesi sarsılacak; kesmese, içinde bir eksiklik hissi kalacak. Bu, sadece bireysel bir tercih meselesi değil; toplumsal bir sıkışmışlığın açık göstergesi.

Sokakta konuşulanlara kulak verin:

“Kessem birkaç ay kendimi toparlayamam.”

“Çocuklar var, mecburen başka ihtiyaçlardan kısacağım.”

“Bu sene pas geçsem mi acaba?”

Bu cümleler artık istisna değil, neredeyse ortak bir duygu hâline geldi.

Oysa bayramlar, insanlara yük olmak için değil, yüklerini hafifletmek için vardır. Paylaşmanın anlam kazandığı, kimsenin kendini yalnız hissetmediği günler olmalı. Ama gelinen noktada, insanlar ibadetlerini bile ekonomik hesaplarla yapmak zorunda kalıyor.

Belki de asıl sorgulamamız gereken tam da bu:

Bir bayram, neden insanları sevindirmek yerine kara kara düşündürür?

Kurban kesmek bir ibadet, evet. Ama bugün gelinen noktada, bu ibadet birçok kişi için bir muhasebeye dönüşmüş durumda. Cüzdanla vicdan arasında sıkışan vatandaş, çözümü kendi içinde arıyor.

Bayram kapıda… Ama kapıyı çalan şey sadece bayram değil; aynı zamanda geçim derdi.

Ve ne yazık ki bu yıl, birçok evde en çok konuşulan şey bayramın kendisi değil, maliyeti olacak.