CUMHURİYETİ KURANLARIN EKONOMİYE BAKIŞI

29 Ekim 1923 günü ilan edilen Cumhuriyetimizin 97.nci yaş gününü her zamankinden daha coşkulu kutladık. Son bir kaç yıldır kutlamalarda yaşanan coşkudaki artış dikkat çekmektedir.Enflasyon, işsizlik, faiz artışı ve kurlardaki korkutucu yükselme, insanlarımızı cumhuriyetimizi yeniden keşfetmeye itmektedir.Siyasi ve hukuki alanda yapılanlar, ayrı bir değerlendirme konusu olmakla birlikte, devrimlerin ayrılmaz parçası olan ekonomideki icraatlar, bu günkü yazımın konusunu oluşturacaktır. Bu günlerde yaşananlar cumhuriyetimizi kuranların ekonomiye bakışını, kurdukları işletmeleri, 1938 yılına kadar elde edilen başarıları, 1950'den sonra ekonomiye bakıştaki değişimin günümüze değin etkilerini yeniden gözden geçirmenin elzem olduğunu düşündürmektedir.

Cumhuriyetimizi kuran asker ve sivil kadroların ekonomiye temel bakışını; ihtiyacımız olan mal ve hizmetlerin ülke vatandaşları tarafında, vatanımızın sınırları içerisinde üretilmesi esasına dayandığı şeklinde özetlemek mümkündür. 1922 yılında, Kurtuluş savaşının en sıkıntılı günlerinde, savaşın kazanılıp-kazanılmayacağı belli değil iken, İzmir İktisat Kongresini toplayarak, değinilen ilkenin hayata geçirilme şeklini tartışmanın nasıl bir ileri görüşlülük olduğunu siz okuyucuların takdirine bırakıyorum. Can ve kan pahasına kazanılacak bağımsızlığın, ekonomik başarı sağlanmadan korunamayacağını en iyi anlayan nesil sanıyorum onlardı. Osmanlı Devletinin son yıllarındaki ekonomik tablosu, onlara bunu çok güzel anlatmıştı. Gıda dahil temel ihtiyaçlarını bile ülke sınırlarında üretemeyen, iğneden ipliğe her şeyi dışarıdan satın almak için sürekli borçlanan, borçlarını ödeyemez duruma düşünce, ülke varlıklarını ve gelirlerini yabancılara satan veya kiralayan koca imparatorluk, yedi milyon kilometrekare toprağını kaybetmişti. Elinde kalan son toprak parçası olan anavatan da işgal altına girmişti.Başta demiryolları ve bankalar olmak üzere, var olan az sayıda işletmelerin sahibi olan gayrimilli unsurların kurtuluş savaşının kazanılmaması için çıkardıkları zorluklar, milli kafa yapısına sahip olanlara acı bir ders olmuştur.

İhtiyacımız olan mal ve hizmetlerin milli unsurlarca, ülke içerisinde üretilmesi için demiryollarının devletleştirilmesi ile başlayan süreç; Sümerbank,Etibank, Seka, Tekel, İş Bankası, şeker fabrikaları, petrol ofisi gibi saymakla bitiremeyeceğimiz işletmelerin kurulması ile devam etmiş, ülkemiz kısa sürede yıllık ortalama % 10 gibi yüksek oranlı büyüme hızını yakalamıştır. Söz konusu işletmeler sayesinde, hem ülke vatandaşlarının refahı artmış, hem de Osmanlı'nın borçları rahatlıkla ödenmiştir. Bu yapılanlardan daha önemlisi değinilen ilkenin genç nesillere benimsetilmesine dönük olmak üzere ilk ve orta dereceli okullarda yerli malı haftası kutlanmaya başlanmıştır.

1950 den sonra başlayan, 1980 askeri darbesinden sonra hızlanan zihniyet değişikliği ile adeta ülke içerisinde, milli unsurlarla yapılan üretim aşağılanmış, her şeyin dışarıdan satın alınması alkışlanır hale gelmiştir. Kamu mülkiyetindeki cumhuriyet döneminin kurum ve kuruluşları halkın gözünde bir an önce kapatılması gerekli yerler durumuna düşürülmüştür. Kötü yönetimler bilerek ve isteyerek iş başına getirilmek suretiyle, değinilen işletmelerin büyük zarar etmesi adeta başarılmıştır. Bu durumun sonucu olarak bahse konu işletmeler ya yok pahasına satılmış veya kapatılmıştır. Kamu işletmeciliğinin kötü sonuçları şeklinde halka anlatılan bu işletmelerin yerine yerli ve milli özel sektör işletmeleri de ne yazık ki kurulamamıştır. Dolayısı ile ülkemiz ithalata bağımlı, iç ve dış borcu yüksek ülkeler sınıfına düşmüştür. Son yıllarda ülkemizdeki siyasi iktidarın yerli ve milli üretimi, kötü gidişattan çıkış yolu olarak gördüğünü dillendirmesi, yaklaşık yetmiş yıl süren hatalı zihniyeti ifşa etmesi son derece sevindiricidir. Ancak, zihniyetin değiştiğini, icraata yansıdığını henüz görebilmiş değiliz. Değinilen ilkenin gereği olarak özellikle tarım, sanayi ve bilgi teknolojileri alanında üretim yapacak yerli ve milli özel sektör kuruluşlarının desteklenmesi halinde, cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki ekonomik başarıların sağlanması hala mümkündür. Bu vesile ile kurtuluş savaşımızın kazanılarak, cumhuriyetimizin kuruluşuna katkı sağlayan başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere tüm asker ve sivil dava arkadaşlarının, cephede vatan uğruna canını feda eden şehitlerin, kahraman gazilerimizin aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum.