Türkiye’nin Mevlana’nın ifadesi ile “yeni bir şey söylemesi gerekir”. Mevcut sorunların üstesinden gelmek için, düşünme çapımızı genişletip, sorunları iyi düşünüp çok boyutlu somut veriler üzerinden çözümler üretmek zorundayız. Dünyada bilim ve teknolojideki gelişmelere baktığımızda, geride kaldığımız konusunda ciddi ciddi kaygılanıyoruz. Üniversitelerin gerçek anlamda özerk ve özgürlükler adası olarak, sorunları çözebilecek potansiyele sahip olduğuna inananlardanız. Ancak bugün üniversitelerin çoğunda kişisel olarak hocaların hedefleri dışında kurumsal düzeyde stratejik bir sorun çözme hedefi bulunduğunu sanmıyorum.
‘Üniversitede Ezber Değil, Analiz ve Sorgulayarak Bilgi Edinilir.’
Ezbere dayalı eğitim sisteminin sonucu yaşanan koordineli sorunlar, bir bütün olarak, eğitim sitemimizi ve yaşamı anlamamızı sorgulamaya kadar varan, çok yönlü toplumsal boyuta ulaşmıştır.
Her şeyden önce kopya çekme olayı üniversite eğitiminde olur mu? Sorusu ile başlayalım.
Önce üniversite nedir?
Üniversite nasıl bir ortamdır?
Üniversitede eğitim-öğretim liseden ayrı olarak nasıl yapılır?
Üniversitede öğrencinin neyi öğrenmesi gerekir?
Üniversite ortamında eğitimden öteye de neyi kazanması beklenilir?
Üniversitede sınav neden yapılır ve nasıl yapılır?
‘Üniversitede Yoruma Ve Tartışmaya Dayalı Cevap Arandığı İçin Kopya Olayı Olamaz.’
Akademik yaşamdaki çoğu hocamız yurtdışında bulundu. Üniversite ortamında değişik sınavlardan geçtik. Geçmişte de ülkemizde bazı hocalarımız üniversitelilik bilinci ile sınavda kitap-defter açık sınav yaparlardı. Neden? Çünkü üniversitede eğitim ezbere olamaz da ondan. Üniversitede bilgi verilmez, üniversitede bilgiler analiz edilir ve bilgiden bilgi üretilir. Sınavlarda da bilginin kavranıp kavranmadığı belirlenmeye çalışılır. Kişi öğrendiyse sorulara cevap verebilir. Sınav yapmak ve sınav sorusu hazırlamakta bir pedagojik birikim gerektirir. Soru sormak konuyu bilmek kadar önemlidir. Çoğu zaman hocalar da kafasındaki soruları sorarak öğrencilerin düşünmesini ve yaklaşımını öğrenmek ister. Bu ve benzeri nedenlerle üniversitelerde sınavlarda öğrencinin analiz ve yorum yapması istenir. Eğer sınav düşünme, analiz etme, yorum üzerine değil de belirli bir metni veya konunun anlatılması üzerine ise, orda öğrenmenin gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Ezbere istenen bir konuda öğrenci sınavı kopya ile aşabileceğini düşünür ve kopyaya teşebbüs eder. Sorular bir konunun analiz edilmesine ve yoruma dayalı olsa, kopya çekmeye teşebbüs edemez. Ezberlemek için değil gerçekten ders çalışmak için çalışır.
Örneğin soru, Türkiye’de yapılan anayasa değişikliklerinin tarihlerini yazınız? Şeklinde ise denirse tarihleri belli anayasa değişikliklerinin dönemlerini, öğrenci kopya ile cevabını öğrenebilir. Ancak Türkiye’de anayasa değişikliklerine neden olan gereksinimler ve yapılan anayasa değişikliklerinin toplumsal taleplerin karşılanıp karşılanmadığının sorulması ise, öğrencinin daha geniş olarak araştırması-okuması ve her dönemi kendi içinde analiz etmesi beklenir. Böyle bir sorunun cevabı kopya ile sağlanamaz. Yorum gerektiren bir durum olduğu için öğrenci ister istemez araştırmaya ve çok daha fazlasını okumaya yönelmek zorundadır.
Bu bağlamda genç Ar-Gör meslektaşımızın öldürülmesine neden olan sorunun önemli bir kısmı eğitim-sınav sistemimizden kaynaklanıyor. Üniversitelilik iklimi (ortamı) yaratılmadan, ezbere dayalı eğitimden kurtulmadan, bu tür kopya ve benzeri sorunlar hep yaşanır olacaktır. Öğrenci kontenjanların yüksek olduğu, akademik kadroların yetersiz olduğu, liyakatin işlemediği üniversite ortamı olduğu sürece de, bu tür sorunlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Uzun erimli, ülkenin nitelikli insan gücü ihtiyacı ve teknolojik gereksinim planlanması yapılmadan açılan sayısız üniversitelerimizdeki yetersiz alt yapı ortamında, üniversitelilik bilinci ortaya çıkmaz. Olsa olsa işin kolaycılığına kaçan, çalışmadan emek vermeden, zorla ve güçle not almaya çalışan insan tipleri karşınıza çıkar.
‘Bu Cinayetten Ders Çıkarmak Üniversitelerin Görevleri Arasında Olmalıdır.’
Hukuk fakültemizde yaşanan bu cinayet, eğitim sistemimizin yaşadığı facia olaylardan en tehlikeli olanıdır. Mutlak bu yaşanan olaydan ders çıkarıp nedenlerini niçinlerini üniversiteler olarak ortaya koymak zorundayız. Üniversiteler olarak uzun zamandır eğitim sisteminin ezberci olmasından şikâyetçiyiz. Ancak ne yazık ki gerek üniversiteler ve gerekse de YÖK bu konuda hiçbir model ve öneri geliştiremedi. Sonuçta sistem ezberci eğitimi ve onunda kopyayı teşvik ettiğini unutmayalım.
Sınıfların kalabalık oluşu, yetersiz öğretim üyesi eksikliği veya yardımcı araştırıcı sorunu, hepsi bir gerçek. Ancak hiçbirimiz şunu dile getiremedik, bu kadar alt yapısı oluşmamış, öğretim üyesi olmayan, kütüphanesi olmayan üniversite olur mu diyemedik. Mezunların büyük çoğunluğu yeterince eğitimli ve bilgiye erişme ortamı yetersiz olduğu için işsiz ve kendi başına da iş ortamı sağlayamıyor. Maalesef eğitim sistemimiz özgün ve özgür düşünme ortamı sağlamıyor. Eğitim sistemimiz soyut düşünmeden yoksun, analitik düşünmeden uzak olduğu için, yaratıcı insanlar yetiştirememektedir. Onun için ülkemiz uzun zamandır ekonomik ve sosyal olarak orta-gelir tuzağına sıkışmış kalmış durumdadır. Türkiye’nin bu tuzaktan kurtulması için mevcut düşünme çapını büyütmesi ve buna uygun hareket edecek bir üniversite sisteminin hayata geçirilmesi gerekir. Gençleri ezberci değil, düşünen, sorgulayan ve bilgiden bilgi çıkaran, risk alan girişimciler olarak yetiştirsek ve bunu benimseyen insanın bunda çok yararlı çıkacağını gösterirsek, kimse derslerde kopya çekmeye yeltenmez. O zaman da meslektaşlarımız öğrencileri tarafından öldürülmeye kalkışılmaz. Bir meslektaşımızın öldürülmesi ve bir üniversite öğrencisin de katil olması geçeği yerine belirtiğim düzeyde bir eğitim sistemine sahip olsaydık belki de ikisi de ülkemize hizmet eden kişilerden bahsedecektik.
Elbette yaşanan bu acı ve münferit olay üniversitelerimiz tümünü bağlamıyor. Yansıması, eğitim sistemimizden kaynaklanan derin sorunlar olduğunun da göstergesi olarak bize öneri geliştirmemizi söylüyor. Ülkemizin insan potansiyeline ve kapasitesine güveniyor ve uygun bir üniversite ortamında çok nitelikli eğitim ve araştırmanın yapılacağını düşünüyorum. Yeter ki doğru kişiyi doğru yerde konuşlandıralım.
SON SÖZ: ‘’ İŞİ, EHLİNE VERİNİZ.’’ *Hz. Muhammed*