Ülkemizde bazı konular ezberimize yerleştirilmiş, tabu haline getirilmiş ve sorgulanamaz, araştırılamaz, üzerinde düşünülemez duruma gelmiştir.
Böyle konulardan biri de şudur: Biz, çok partili hayatı ancak 1946’dan sonra yaşadık ve dolayısıyla çok partili hayatı bilmeyiz. Peki, gerçek böyle mi?
1850’lerden itibaren ülkemizde partiler kurulmaya başlamıştır. Elbette o dönemin şartlarına göre parti teşkilatlarıdır bunlar. En önemlisi Yeni Osmanlılardır. Oraları çabuk geçerek 1892’ye gelelim. Bu tarihte Teşebbüs-ü Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti adlı partiyi 2. Abdülhamid’in yeğeni Prens Sabahattin kurmuştur. Adından anlaşılacağı gibi merkeziyetçiliğe tam karşı bir fikir partisidir. 1897 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) kurulmuştur. 1900’lerin başından itibaren çok sayıda parti kurulmaya başlamıştır. Bu partiler arasında bazı subaylarla birlikte Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti de vardır.
1908 Temmuz’unda ilân edilen 2. Meşrutiyet ile birlikte ülkemizde parti sayısı daha da artmaya başlamıştır. 1908’in sonunda İTC, Osmanlı Ahrar (Hür Bireyler) Cemiyeti ile kıran kırana geçen bir seçim yaşamıştır. İTC’nin kazandığı bu seçimle birlikte parti yönetimi devrinin başladığını görüyoruz. 1909 31 Mart Olayları, partileşme sürecinde yaşadığımız en kanlı olaylardır. Bu olaylardan sonra 2. Abdülhamid tahttan indirilmiş ve İTC daha etkili olmaya başlamıştır. Bu arada 1911’de kurulan Hürriyet ve İtilâf Cemiyeti ile İTC arasında başlayan çok sert parti mücadelesi on yıldan fazla sürmüştür.
2. Meşrutiyet’in oluşturduğu özgürlük ortamından itibaren çok sayıda parti kurulmaya devam etmiştir. Sosyalist, komünist, dinî, azınlık hakları adına vs. bir çok parti kurulmuş ve faaliyet yapmıştır.
Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti de bir süre sonra İTC ile birleşerek parti mücadelesine orada devam etmişlerdir. Ancak, Mustafa Kemal ATATÜRK, İTC’den ayrılarak faaliyetlerini sürdürmüştür.
İTC, 1. Dünya Savaşının mağlubiyetimizle sonuçlanması üzerine 1918 Ekiminde adını Teceddüd Fırkası olarak değiştirerek kendisini feshetmiştir. Ancak, İTC kadroları 1926 İzmir Suikastına kadar faaliyetlerine dar kadro ile de olsa devam etmeye çabalamıştır.
Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e devreden çok partili hayatımız kısaca bu şekildedir.
Bu durumda ikinci soru gündeme gelecektir: Cumhuriyet döneminde çok partili hayatımız ne durumdadır? 1923 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası, Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kurulmuştur. Daha doğrusu Sivasta kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti, Cumhuriyet Halk Fırkasına dönüştürülmüştür. Cumhuriyet’in ilk partisidir. Olağanüstü başarılar sonucunda savaş kazanılmış, Lozan imzalanmış, Cumhuriyet kurulmuş ve artık içeriye dönük çalışmalara başlanmıştır. Bu dönemde Mustafa Kemal ATATÜRK ile omuz omuza mücadele veren bazı arkadaşları bir takım düşünce ayrılıkları ile yeni bir parti kurmuşlardır. Kâzım KARABEKİR Paşanın Genel Başkanlığında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF), 17 Kasım 1924 yılında resmen kurulmuştur. Dolayısıyla, Cumhuriyetin daha başında çok partili hayatı yeniden yaşamaya başlamışızdır. Hatta, 1924 yılının sonunda ara seçimleri olmuş ve TCF seçimlerde aktif rol bile almıştır. 1925 yılının başlarında çıkan Şeyh Said İsyanının TCF ile bağlantıları olduğu görüşü ile bu yeni parti Haziran 1925 yılında kapatılmıştır.
Çok partili hayatı tanımayan, bilmeyen, deneyimi olmayan bir topumda olağanüstü şartlarla kazanılmış bir savaşın ve yeni kurulan bir rejimin içerisinde farklı görüşler nedeniyle çok partili hayata girmesi mümkün olabilir miydi?
Bu denemenin etkisi ile bir süre çok partili hayatta bir duraksama olmuştur. Elbette tek neden TCF meselesi değildir. Dünyanın ve yeni rejimimizin konumu nedeni ile çok partili hayata geçişte bir duraksama olmuştur.
Ancak, Mustafa Kemal ATATÜRK, daha fazla beklemenin doğru olmayacağını düşünmüş olmalı ki, 1930 yılında çok partili hayata geçiş denemesini yinelemeyi tercih etmiştir. Bu nedenle, Ali Fethi OKYAR ile görüşerek OKYAR’IN Ağustos 1930 yılında Serbest Fırka’yı kurmasını sağlamıştır. Maalesef, gerek bu arada yapılan belediye seçimlerinde ve gerekse başka olaylarda bu denemenin de zor yürüyeceğini anlayan Ali Fethi OKYAR, Menemen olaylarından (23 Aralık 1930) 5 gün önce partinin feshini gerçekleştirmiştir.
Ondan sonraki çok partili hayata geçiş süreci 1945 yılında başlamış ve hâlâ da devam etmektedir.
1945 yılında CHP’den ayrılan Celal BAYAR, Adnan MENDERES, Fuat KÖPRÜLÜ, Refik KORALTAN meşhur Dörtlü Takrir ile meclise önerge sunmuş ve süreci başlatmışlardır.
Ne ilginçtir ki 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimleri kazanan Demokrat Parti iktidara gelmiştir.
Sonuç: Biz ülke ve Türk Milleti olarak çok partili hayatı biliriz, yaşadık ve bazan da ağır bedeller ödeyerek deney edindik. Bugün ve bu ortamda da bu deneyimimizi devam ettireceğiz, inanalım.