Çift maaş…

Çamaşır, bulaşık makinesi, fırın, elektrikli süpürge, küçük ev aletleri vs. ne gezer..  Şimdiki gibi teknoloji yok elbet. Evin tüm yükü annelerin üstünde. Kurulu saat gibi, her gün aynı işler güçler.. Sabahın köründe denilen bir tabir vardır, işte o sabahın körü; annelerimiz için mesai saatinin başlaması demekti. Evin hanımı değil, sanki maaşsız sigortasız işçi derim annelerimiz için. Karın tokluğuna çalışan köle misali, insanüstü bir güç ve kocaman yürekleriyle evlerimizi çekip çevirirlerdi.

Ev kadını olmak öyle kolay iş değildir.

Nerden mi biliyorum?

Elbette annemden..

Geçmiş dönem…

Çamaşır, bulaşık makinesi, fırın, elektrikli süpürge, küçük ev aletleri vs. ne gezer..  Şimdiki gibi teknoloji yok elbet. Evin tüm yükü annelerin üstünde. Kurulu saat gibi, her gün aynı işler güçler.. Sabahın köründe denilen bir tabir vardır, işte o sabahın körü; annelerimiz için mesai saatinin başlaması demekti. Evin hanımı değil, sanki maaşsız sigortasız işçi derim annelerimiz için. Karın tokluğuna çalışan köle misali, insanüstü bir güç ve kocaman yürekleriyle evlerimizi çekip çevirirlerdi.

Özellikle kalabalık ailelerde yemeğinden temizliğine, çamaşırından ütüsüne kadar kimselere el sürdürmeyen garip bir hırs ve yapılan işleri beğenmeme gibi huyları vardı. Ne yaparsa yapılsın, anneleri memnun edemezdiniz. Günlük sohbetlerde, “Ah, ah… Nerde o eski avratlar? Şimdiki kadınlar kendilerine kadın mı diyor? Her işi makineler yapıyor. Yemek dışardan söyleniyor. Temizliği ya başkasına yaptırıyor ya da hiç yapmıyor. Sonra da ah öldüm, vah bittim diyorlar. Hadi canım sizde!” diyerek, günümüz imkânlarından faydalanan hanımlara hafiften kıskanç tavırla dert yanarlardı. Bu söz, elbette evin genç kızları ve gelinlerine gelirdi. Ama söylenenler alttan alınır, kimse üstüne alınmadan gülüşmeler eşliğinde konu kapanırdı.

***

Yılların yükü ve yorgunluğu…

Yaş ilerledikçe, yani ihtiyarladıkça gençliğinde harap ettiği beden, bir yere kadar dayanıyor. Tansiyondan şekere, kalpten böbreğe, kollardan bacaklara kadar vücudun her organında ve uzvunda kalıcı hasarlar ortaya çıkıyor. Ee, yıllardır ailesi, evlatları ve kocası için saçını süpürge eden annelerimiz, maalesef gün geliyor tabiri caizse çöküyor. Kadir kıymet bilen evlatlar, yaşlı annelerini başlarının üstünde tutar, bir dediğini iki etmez, ömrünün son demlerini biraz olsun rahat ve huzur içinde geçirmesi için ellerinden geleni yapar. Böyle de olmalı…  

Bahsettim dönemlerde kadının çalışmasını mahalleli ayıplar, evin reisi tarafından da hakaret olarak algılanırdı. O yüzden kadınların çalışmasına izin verilmezdi. Kötü niyetli komşular çalışan kadınları pek sevmez, kıskançlığın da vermiş olduğu hırsla dedikodular çıkarırlardı. Nasıl bir bağnazlıksa artık...

Peki, günümüzde durum nasıl?

Günümüzde bu durum tamamen değişti, farklı bir boyut kazandı. Şöyle ki; evlilik çağına gelen erkekler, çalışan kadınla evlenmeyi tercih ediyor. Özellikle bu dönemde bir kişinin çalışması, aileyi maddi açıdan oldukça zorlayacağını, Türkçesi geçinemeyeceğini bildiği için eşinin de çalışmasının şart olduğunu düşünüyor. Kadınlar ise ayaklarının üstünde durmak, kocasının eline bakmamak için yapabileceği işlere yöneliyor. Bu düşünce oldukça mantıklı olsa da, halen ‘Kadın çalışmaz, çalışamaz! Kadın evinde oturmalı! Evinin kadını, çocuklarının anası olmalı!” diyen cahil toplulukta yok değil. Böyle düşünenler; ‘Değiştirin bu kafaları…’

***

Herkes artık bunu kabul etsin; ülkemizde büyük bir ekonomik kriz var! Şartlar ağır, hayat çok pahalı. Şu dönemde, ‘Ben karımı çalıştırmam! Evime de, evlatlarıma gül gibi bakarım..” diyen kaç aile reisi var? Varsa, bir elin parmağını geçmez.

Ha bu arada; gitmediği, yolunu bilmediği işlerden 2-3 maaş alıp, hakkımızı gasp edenler; siz üstünüze alınmayın lütfen! Benim lafım; arıyla namusuyla, emeğiyle çalışanlara…   

Velhasıl kelam; hanımlarınızın çalışma imkânı varsa, sakın ola engel olmayın. Unutmayın, bir kadının çalışması demek; her şeyden önce o evde huzur, mutluluk ve bereket demektir.

Bir haneye tek maaş mı, çift maaş mı?

Hangisi daha mantıklı?

Sağlıcakla kalın…