İstanbul’dan ayrıldıktan sonra İngiltere’ye girmesi kabul edilmediği için, Vahdettin bir süre Malta’da kaldı. 1922 sonunda Hicaz Kralı Hüseyin’in daveti üzerine hacca gitti ve 20 Nisan 1923 tarihine kadar Hicaz’da kaldı. Ancak İngiltere’nin baskısı üzerine buradan ayrıldı. Bir süre İtalya’nın Genova kentinde yaşadı, 1923 yılında San Remo Kasabası’nda kiralanan bir villaya taşındı. Bu dönemde bütün Osmanlı soyu yurtdışına sürgün edildiğinden, bazı hanedan mensupları da Vahdettin’in yanına sığınmış, aile iyice kalabalıklaşmıştı. VI. Mehmed Vahdettin, İstanbul’dan ayrılırken yanında 20 bin İngiliz Lirası bulunuyordu. Zaman içinde bu para da tükenince, şiddetli para sıkıntısı çektiğinden elinde para edecek nesi varsa satmak zorunda kaldı. Parasal sıkıntılar ve sağlık sorunlarıyla boğuşarak çok zor şartlar altında yaşamını sürdürmeye çalışırken, 16 Mayıs 1926 günü ani bir kalp krizi sonucu 65 yaşında vefat etti.
BORÇLAR ÖDENE KADAR CENAZENİN DEFNİNE İZİN VERMEDİLER
İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Sultanın öldüğünü haber alan bakkal-kasap-manav bütün alacaklılar aylardan beri alamadıkları paralarını alabilmek için kapıya üşüştüler. Villanın önü mahşer yeri gibi olmuş, San Remo ahalisi de meraktan buraya toplanmıştı. Ardından villaya polis nezaretinde haciz memurları girdi ve sultanın esnafa olan borcu karşılığında eşyalarına haciz konulmaya başlandı. Bütün esnafa olan 60 bin Liret tutarındaki borç için yerlerdeki İstanbul’dan getirilmiş halılardan, bütün öteki eşyalara ve ev halkının şahsi mallarına kadar villada ne varsa her şey haciz edildi. Ancak bütün bunlar borcu karşılamaya yetmiyordu. Bunun üzerine tarihte eşine hiç rastlanmamış ve belki de bir daha rastlanamayacak bir olay yaşandı. Alacaklılar tarafından sultanın cenazesine de haciz kondu. Haciz memurları Sultan Vahdettin’in cenazesinin içinde bulunduğu tabutu boş bir odaya koyarak mühürlediler ve borçların tamamının ödenmesine kadar cenazenin defnine izin vermeyeceklerini bildirdiler.
Cenaze neredeyse 1 ay süreyle bu odada İtalyanlar tarafından rehin tutuldu. En sonunda yine yurtdışında sürgünde bulunan son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi’nin şahsi çabalarıyla borç ödendi ve cenazenin üstündeki haciz kaldırıldı.
***
Ancak bu kez de cenazenin defnedileceği yerle ilgili sorun çıkar. Türkiye’ye getirilerek defnedilmek isteyen Sultan Vahdettin’in cenazesini Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti kabul etmemiş ve ülkeye alınmayacağını bildirmiştir. Elbette son Osmanlı Sultanı’nın Hıristiyan topraklarında gömülmesi düşünülemeyeceği için, bu kez cenazenin defnedileceği bir Müslüman toprağı aranmaya başlanır. En sonunda Fransa’dan izin alınarak, Şam’daki Süleymaniye Camii’ne gömülmesi kararlaştırılır.
Nihayet 16 Mayıs 1926 günü vefat eden son Osmanlı Sultanı VI. Mehmed Vahdettin Han, vefatından ancak 49 gün sonra 3 Temmuz 1926 tarihinde cenaze namazı kılınarak defnedilir.
Ne kadar acıdır ki, cenazeden gelen koku yüzünden insanlar tabutuna yaklaşamamışlardır bile.
Sultanın ölüm anında yanında bulunan eşi Nevzat Hanım hatıralarında şöyle yazmaktadır, “Bir hain, memleketi satacak kadar gözü dönmüş bir hain, elinin altında koca bir imparatorluk hazinesi bulunan bir hain, böyle mi ölür?”
Bu topraklarda 6 asırdan fazla hüküm süren Osmanlı Hanedanın 36’ıncı padişahı, Osmanlı Sultanı VI. Mehmed Vahdettin Han’ın hayat hikâyesi, yaşadıkları ve başına gelenler. Yüzyıllar boyu 3 kıtaya hükmeden, dünya üzerinde büyük bir saltanat kuran Osmanlı Devleti’nin son padişahının başına bunlarda mı gelecekti? Ne diyelim; hayat işte…