Burka

Amerika Afganistan'ı vurdu ya; gazeteci  olan eşim günlerini, hatta aylarını orada geçirdi. Türkiye'ye dönerken, bana armağan olarak, mavi, ipekli bir " Burka" getirdi. Evet, evet Afganlı kadınların,Taliban döneminde giymeye zorlandıkları 'Burka'dan söz ediyorum.

 

Figen Ünal Şen anlatıyor.

***

Amerika Afganistan'ı vurdu ya; gazeteci  olan eşim günlerini, hatta aylarını orada geçirdi.

Türkiye'ye dönerken, bana armağan olarak, mavi, ipekli bir " Burka" getirdi.

Evet, evet Afganlı kadınların,Taliban döneminde giymeye zorlandıkları 'Burka'dan söz ediyorum.

Bavuldan çıkarıp bana uzatırken de "Bunu giydiğin an, armağanının benden değil, Atatürk'ten olduğunu anlayacaksın" dedi.

Burka'yı ambalajından çıkarıp, bu acayip örtünün neresinden kafamı sokacağımı araştırdım bir müddet.

İşlemelerle yapışmış yarım santimlik penceresinden oluşan kafesi,gözlerimin önüne denk düşürmeye çalıştım.

Dünya'yı görebilmek için.

Daha ilk saniyelerde, kendi nefesimden tiksinmeye başladım.

Soluk alıp vermek, tam bir işkenceydi.

Ağzıma yapışan kumaş nefesimle ısınıyor,içeride gitgide ağırlaşan bir koku oluşuyordu.

Ellerim de felaket durumdaydı  doğrusu.

Hareket  kabiliyetimi tümüyle kaybetmiştim.

Eşime "Bunun omuz kısmı neresi" diye sormuştum, Burka'yı  giymeye çabalarken.

O da "Omuz olursa Burka olmaz. Önemli olan, kadının hiç bir hattının belli olmaması" demişti.

Burka'yı  giydim.

Ayna'nın karşısına geçtim ve kendimi aradım.

Yok olmuştum.

Gözlerim, yüzüm, mimiklerim, bakışım, hatta sesim yok olmuştu.

Ezilmiştim.

Küçülmüştüm.

Görüş alanım daralmıştı.

Görebildiğim Dünya, minik karelere bölünmüştü.

Kafamı  çevirmek yetmiyor, vücudumu komple oynatırsam daha fazla şeyler görürüm zannediyordum.

Ama olmuyordu.

Gözler 180 derece görür ya, benimkiler ancak 30 dereceye hakimdi.

Zannedersem bir dakika kadar kalabildim bu giysinin içinde.

Bir ömür böyle yaşayanları anlayabilmek için, bir dakika zor dayandım, itiraf ediyorum.

Aceleyle,bir çırpıda çıkardım.

Ama o günlerde evime gelen tüm kadınlara bu garip giysiyi giydirmeye karar verdim.

Benim öğrendiğim, yani "Atatürk'ün kadınlara en büyük armağanı'nın" farkına daha iyi varabilsinler diye.

Çünkü ben, bir kadın için çarşafa bürünmenin ne demek olduğunu, ancak Burka'nın  içinde bir dakika kaldığımda algılayabildim.

O yüzden; ne zaman karamsarlık dolsa içime Atatürk'ü duyarım;

"Seyahatim esnasında köylerde değil, bilhassa kasabalarda, şehirlerde,kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif olarak kapattıklarını gördüm.

Erkek arkadaşlar; bu bizim bencilliğimizin eseridir.

Onlar da yüzlerini Cihan'a gösterebilsinler ve gözleriyle Cihan'ı dikkatle görebilsinler.Bunda korkulacak bir şey yoktur" sözlerini.

Ansiklopedi karıştırıp hatırlarım; Atatürk'ün bu sözlerinden sonra, Türk kadınının önce peçeyi "25 Kasım 1925  Şapka Devrimi"nden sonra da çarşafı  bıraktığını.

Gülümserim, sessiz şükranlarımla.