Burası gerçek Survivor-1

Gözlerinizi kapatın, fonda o gerilimli müzik çalıyor; Hın hın hın hın! Hayır, hayır kâbus görmüyorsunuz! Dominik’teki o muhteşem turkuaz sulara da bakmıyorsunuz. Sabahın 07.30’unda, Gazipaşa/ Cemalpaşa, Baraj Yolu/Balcalı otobüs durağındasınız. Kapılar açıldığında içeri girmeye çalışan o ‘Gönüllüler’ takımının bir üyesisiniz. Karşınızda ise hayatın ta kendisi, yani acımasız ‘Ünlüler’ (Zamlar, ev sahibi, patron!) takımı var.

Acun Ilıcalı aramızda yok ama kader, siyah tişörtünü giymiş bir köşede pis pis sırıtıyor. Hoş geldiniz, burası gerçek Survivor... Burada elenirseniz adadan gitmiyorsunuz. Burada, kredi kartınızın son ödeme tarihi geçer, bir güzel gecikme faizini yersiniz. En azından ekstrenin asgarisini yatırmak için para ararsınız. Limit düşer, kredi notu düşer, modunuz düşer!

Yok, yok böyle olmuyor. En iyisi adadaki Survivor’ı Adana’ya getirelim.

Dominik’teki parkurlar, bakalım “Büyük!” Adana’mızda nasıl oluyormuş?

***

Parkur 1: Sabah mesaisi ve toplu taşıma mücadelesi

Survivor’da parkurlar zordur; çamurda sürünür, denize atlar, ipte asılı kalır, bir lokma ekmek için saatlerce yarışılır.

Bizim parkurumuz ise evin kapısından çıkınca başlar.

İlk engel; "Boş koltuk kapmaca…"

Otobüs, dolmuş hiç fark etmez. 20 yolcu kapasiteli dolmuşa, 45 kişiyi sığdırmaya çalışan şoförlerimiz, imkânsızı başarır.

Otobüs-dolmuş geldiği an sergilenen Turabi performansı olimpiyatlarda gösterilse, ülkece altın madalyaya doyarız. 60 yaşındaki teyzelerin, kapı açıldığı an bir Amerikan futbolcusuna dönüşüp size omuz atması, ayağınıza basması yarışmanın en sert kural ihlalidir. Ama hakem (şoför) asla düdük çalmaz. O tutamaçlara tutunup 45 dakika boyunca sallanmak, Survivor finalindeki ‘barfikste kim daha çok asılı kalacak?’ oyunundan daha zordur. Ödül ne mi? Sadece işe geç kalmamak. Büyük ödül yok, ceza almamak var.

Ödül Oyunu: Öğle yemeği

Öğle arası geldiğinde "Ödül oyunu" başlar. Takım (iş arkadaşları) toplanır ve yemek stratejisi yapılır.

"Abi bugün kebap mı, lahmacun mu, tavuk döner mi yiyelim?”

Cepler kontrol edilir, “Biz en iyisi simit yiyelim abi!"

Survivor'da yarışmacılar pirinç lapasına talim ederken, biz ay sonuna doğru evden getirdiğimiz saklama kabındaki çorba ya da soğuk makarna gerçeğiyle yüzleşiriz. Maaş günü (ki bu Dominik’te birleşme partisi demektir), tavuk döner, lahmacun, hatta kebap yenilebilir. Ama genelde ödül oyununu kaybederiz ve marketten alınan bisküvi ile günü geçiririz.

***

Parkur 2: Ev sahibi ve emlakçıyla mücadele

Survivor yarışmasının ilk yarışması, yarışmacıların Dominik Cumhuriyeti’nin sert ikliminden korunması için ‘barınak savaşı’ olur. Acun Ilıcalı ve ekibi için çok kıymetli olan yarışmacılar, yağmurdan, doludan, fırtınadan korunmak adına 5 metrekarelik barınak için, amansız bir mücadele verir. Kazanan takım barınağı kapar.

Burada ise, oturduğunuz evden memnun ya da memnun değilsinizdir. Bu ev sahibinin hiiççç ırgalamaz. Nasıl olsa kira günü gelecek, ya yeni bir eve çıkılacak ya da sözleşme uzatılacak. Eğer sözleşme uzatılacaksa, sadece ev sahibi ile pazarlık yetmiyor. Emlakçısını devreye sokan ev sahibi, “Ben bu işlerden anlamam. Emlakçım seni arayacak, aranızda halledin artık.”

Kurbanlık alır gibi büyük bir pazarlık başlar. Ama kazanan daima ev sahibinin sözcüsü emlakçı olur. Pazarlığın sonunda, “Daha uyguna bir ev bulursan taşının abi!” denir.

Anlayacağınız onca laf, söz boşa gider. Yeni bir eve taşınmanın maliyetini düşünen kiracı ise, içine sinmese de yeni sözleşmeye imza atar. Gerçek hayatta da tıpkı Survivor’daki gibi ev için bir yarışma düzenlense, kim bilir kaç milyon insan yarışmak ister!

(Devam Edecek…)