BUNU DA MI SİNEYE ÇEKELİM

Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclis'inde yaşasın lider apo sözlerini kulaklarımızla duyduk ve gözlerimizle gördük. Terörün olmayacağı iddiası ve barış yutturmacası ile yapılan işlerin buraya geleceği aslında işin başından beri belli idi. Hatta zaten böyle olacağı belli olduğu halde bu oyun oynandı ve oynanıyor. Yoksa azılı bir terör örgütüne inanarak, güvenerek böyle bir süreç başlatılır mı? Sürecin başından beri anlatmaya çalışıyoruz ki pkk, kendi iddiasındaki gibi Kürt insanımızın temsilcisi değil, olamaz. Bu gerçek ortada iken pkk'yı gerçekten temsil etmediği bir kesimin temsilcisi imiş gibi zorlamanın nedeni ne olabilir? Durum böyle iken bir de bu azılı terör örgütü ile barış yapıyoruz sürecini başlatmanın sonunun TBMM'de terör örgütü lehine bu sözleri duymak olacağı bilinmez mi?

Sahi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu terör örgütüne yenildi mi? Biz Devlet olarak aslında yenildik de haberimiz mi yok? Sonuçta Milli ve Tekil (Üniter) yapımızın değişmesi demek olan bu barış oyunu süreci döneminde terör örgütünün yaptıklarına baktığımızda gerçekten devletimizin yenilmiş olduğu izlenimi ediniyoruz. Umarım, böyle değildir ve olmamalıdır. Bir ilginç durum da şu: Bu barış yutturmacası sürecinin başından beri itirazını sürdürenlere birilerinin bir sorusu oluyor. Nedir o soru? "Yoksa barış istemiyor musun?" Barış istemeyecek, kan isteyecek aklı başında bir kişinin bile olamayacağı halde böyle anlamsız soru, neden teröristlere ve destekçilerine sorulmuyor? Teröristler ve destekçileri her sözü söylüyor, her şeyi yapıyor, koskoca Türk Devleti'ni yenmiş tavırlar sergiliyorken onlara neden barış(!) istemiyor musunuz diye sorulmuyor? Böyle yaparsanız barış(!) bozulur neden denmiyor? Bu durum çok ilginç değil mi? Türk Milleti ve Türk Devleti adına içi yananlara, Türk Milleti ve Türk Devleti'ni korumak için mücadele edenlere sorulan anlamsız soruların, on binlerce insanımızın kanına girenlere sorulmaması aslında çok işi açıklamıyor mu?

Bakın, terör örgütü ve destekçilerinin son olarak TBMM'de yaptıkları ve onlar onu yaparken hâlâ onlara sessiz kalmak ve onlara destek vermek hiç bir biçimde kabul edilemez ve sindirilemez. Günlük çıkarlar uğruna bu durumu kabul etmek, sindirmek büyük üzüntülere neden olur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, her şeye rağmen bir muz cumhuriyeti değildir ve Türk Milleti de sahipsiz değildir. Ortamı, şartları ve zamanı uygun görüp TBMM'deki gibi sonuç alamayacak gösteriler yapmak başta o gösterileri yapanlara zarar verir. Anadolu coğrafyası uzun yıllardan beri birçok kez bu tür kuru gürültüleri gördü ve bu kuru gürültücüler bugün tarihin çöplüğünde yatmaktadır. Herkes bu gerçeği unutmayarak davranmak zorundadır. Çünkü

bu mesele parti, grup, kişi, şahsi çıkar, hesap-kitap, kişisel tatmin vs. meselesi değildir.