BU VATAN NASIL KURTULDU ?

Bu vatanın nasıl kurtulduğunu anlatan öykünün, küçük bir bölümü…
22 Ağustos 1921 tarihinde Sakarya nehrinin doğusunda başlayıp, 13 Eylül 1921’ de sonuçlanan, Sakarya Muharebesi sırasında Türk Milletini ortaya koyduğu mücadele azmi ve fedakarlığı, tarihe altın harflerle yazılan, muhteşem bir örnektir. Dünyanın en uzun meydan savaşının 100. yıl dönümünü geride bıraktık. Atatürk, kırık kaburga kemikleri nedeniyle, yatarak idare ettiği savaşta, Ankara önlerine kadar gelen düşmanı yenmek için, klasik savaş kurallarını alt üst etti ve harp tarihinde çığır çığır açtı.
Kütahya-Eskişehir bölgesinde yapılan savaşta, Türk ordusu ciddi bir yenilgi aldı. Asker sayısı azdı. Cephane yetersizdi. Ordu tam olarak kurulamamıştı.
Atatürk, radikal bir kararla, orduyu Sakarya'nın doğusuna çekmeye karar verdi. Büyük bir bölge, Yunan'a bırakıldı.
Ricat kararı üzerine, mecliste kıyamet koptu. Mustafa Kemal'e duyulan güven sarsıldı. Anadolu toprağının düşman tarafından çiğnenmesinin sorumlusu ilan edildi. Muhalifler onun ordunun başına geçmesi ve sorumluluğu kabul etmesini istedi.
Oysa onun yaptığı, eski bir Türk savaş geleneği olan ricat taktiğini uygulamaktan ibaretti. Türk ordusu çekildikçe, Yunan ordusu kendi merkezinden uzaklaşacak, ikmal hatları uzayacaktı.
Atatürk "Düşmanı vatanın harim-i ismetinde boğacağım” diyordu.
Mustafa Kemal, yıllar önce tedavi için gittiği Karlsbrad'da not defterine şöyle yazmıştı:
"Kumandanlar, üstün düşman taarruzu karşısında karar vermekten korkarlar ve ricatı kabahat olarak görürler.”
Şimdi de öyle oluyordu. Ricat etmesi nedeniyle kabahatli görülüyordu. Oysa Atatürk, Filistin Cephesi'nde başarılı ricat uygulayarak, askerlerin imha olmasını engellemişti. Ve o askerlerle Milli Mücadele'nin temeli atılmıştı. Şimdi yine ricat uyguluyordu.
Yunan General Metaksas, Anadolu içlerine girmeyi büyük bir tuzak olarak görüyordu. Fakat Yunan ordu komutanı General Papulas, Anadolu fatihi olarak Ankara'ya girmek ve meclisi dağıtmak hayaline düştü. Tarihe geçmek istiyordu. Ama büyük bir tuzağa yürüyordu.
Yunan ordusu hızlı bir şekilde Türklerin peşine düşüp, Sakarya ırmağına kadar yürüdü. İzmir'den uzaklaşmışlardı. Üstelik Anadolu'nun yolları savaşlara uygun değildi. Yunan ordusu zor şartlar altında, 22 Ağustos'ta taarruz emrini verdi.
Ve dünyanın en uzun meydan savaşı başladı.
General Papulas'ın temel hedefi; Türk savunma hattını yarmak ve çekilmesini sağlamaktı. Asırlardır uygulanan klasik savaş doktrinine göre, bir ordunun ip gibi dizilmiş savunma hattı yarıldığında, ordu geri çevrelenip, imha olmamak için çekilmek zorunda kalırdı.
Papulas, Türklerin savunma hattının yarılması halinde, nereye çekileceğini dahi düşünmüştü. Kayseri'ye doğru çekileceğini tahmin ediyordu. Haksız sayılmazdı. Aynı hesabı Türk ordusu da yapmıştı.
Papulas, Türklerin savunduğu hakim tepelere doğru saldırmaya başladı. İşler planlandığı gibi gidiyordu. Tepeler birer birer düşmeye başladı. Önce Duatepe ve Kartaldağ düştü. Yunan topları artık Polatlı'ya varıyordu. Kent boşaltıldı. Ertesi gün 31 Ağustos'ta Karadağ da düştü.
Yunan ordusu bitirici vuruşu yapmak için 1 Eylül'de koca bir tümenle Çaldağı'na saldırdı. Çaldağı düşerse, hat kırılırdı. 2 Eylül'de çatışmalar tüm gün sürdü ve Çaldağı, gece vakti düştü. Haber Papulas'ın çadırında coşkuyla kutlandı. Türk hattı yarılmıştı.

Yarın devam edeceğiz….