Boş cüzdan, boş tencere= Ahlaki çöküş…

Modern toplumun en berbat sorusu; “Neden mutsuzsun?" ya da "Neden bu kadar gerginsin?" sorularıdır.

Bu soruları soranlar, ay sonunu hesap makinesiyle değil de, sadece bir rutinle takip edenlerdir. Oysa sokağın dili başkadır… Orada tek bir gerçek hüküm sürer; hayatta kalma ve geçim mücadelesi.

Geçim derdi denilen alçak canavar, insanın içindeki nezaketi her gün bir zımpara gibi aşındırıyor. Sabah dolmuştaki o sessiz gerginliği, market kasasında fişini beklerken insanların birbirine attığı tahammülsüz bakışları açıklayan başka bir neden yoktur. Bu sadece bir nezaket kaybı değil; bıkkınlık, yılgınlık, yorgunluk, tükenmişliktir..!

***

İnsan, temel ihtiyaçlarını giderme noktasında her gün bir sınav veriyorsa, başkasına gülümsemek, birine yol vermek ya da empati kurmak o kişinin bütçesinde olmayan bir lüks kalemi haline gelir.

Rızkının peşinde koşan, sabahın köründe trafiğe, akşamın karanlığında borçlara boğulan insanın, günaydın diyecek mecalinin kalmaması ahlaki bir çöküş değil, bir savunma mekanizmasıdır.

Toplumun asabiyetini anlamak için psikologlara değil, mutfaklardaki tencereye bakmak yeterlidir. Tencerenin kaynamadığı, buzdolabının boş olduğu, borçların ödenmediği, gelecek kaygısı bir gölge gibi ensede dolaştığı sürece; gerginlik, mutsuzluk ve tahammülsüzlük sadece bir seçim değil, kaçınılmaz bir toplumsal sonuçtur.

İnsanın ruhsal sağlığı, midesinin doluluğuyla doğrudan ilintilidir. Açlık sadece fiziksel bir durum değildir, ruhun da acıkmasıdır. Ruh aç kaldığında ise, geriye sadece hayatta kalma güdüsünün o ilkel, sert ve kaba hali kalır. Filmlerde izlediğimiz o sabırlı ve iyi insan tiplemesi, bu koşullarda bir hayalden öteye geçemez.

İnsanlara "neden asabisiniz?" diye sormak, aslında "neden bu kadar yorgunsunuz?" demenin bir başka yoludur. Ancak bu soru, o yorgunluğun sorumlusunu, adres sormadan muhatabına yükler. Bugün iyilik yapmak sadece bir vicdan meselesi değil, aynı zamanda büyük bir irade savaşıdır.

Borçların, faturaların ve belirsizliğin ortasında insan kalabilmek, gerçek bir kahramanlıktır. Ancak bizler, bu kahramanlığı beklemek yerine; o insanın neden bu kadar asabi olduğunu, neden bir merhaba ya da günaydın demeye mecali kalmadığını anlamalıyız. Asabiyet, bu sistemin bir yan etkisidir. Tıpkı yorgunluğun halsizlik ve uykusuzluk getirmesi gibi...

***

İyilik sadece filmlerde mi olur? Tabi ki hayır…

Ama iyilik, sistemin üzerimize yüklediği bu ağır taşların altında ezilmeden, bir nebze olsun nefes alabilenlerin gerçekleştirebileceği bir eylemdir. Toplumdaki mutsuzluğun ilacı, nasihatler ya da “daha iyi ol" temennileri değil, tencerelerin kaynamasını, borçların bitmesini ve insanın en azından kendi geleceğinden emin olmasını sağlayacak o insani yaşama koşullarının tesis edilmesidir.

Vicdan; midesi tok ve zihni huzurlu bir toplumun lüksü değildir.

Vicdan; aslında bir toplumun ekonomisinin en net göstergesidir.