BİZİ OYALAMAYIN

Kandil'deki teröristlerin başlarından biri ne diyor; bizi oyalamayın. Bak, bak, bak. Sizi nasıl oyalıyorlar? Sizi kim oyalıyor? Oyalayınca ne olacak? Ne söz verildi ki oyalanıyorsunuz? Evet, bunun gibi daha bir çok sorular, sorular. Bizi oyalamayın ne demek? Şu demek değil mi: Bize verdiğiniz sözler var ve bu sözleri bir an önce yerine getirin. Bizi oyalamayın demenin bundan başka bir açıklaması var mı, olabilir mi? Olamayacağına göre, o zaman barış oyununa başlarken kamuoyu önünde yapılmayan ne olmuş demek ki. Teröristlere bir takım sözler verilmiş veya en azından pazarlıklar yapılmış. Hani pazarlık yoktu? Hani şartsız, koşulsuz teröristler silah bırakıp teslim olacaklardı? Bugüne kadar bir tane terörist teslim oldu mu? Bütün oyun mağaradan gelip 30 tane silahı yakıp yeniden inlerine dönmeleri üzerine mi kuruluyor? Çok ilginç mağara gösterisinin dışında teslim olacakları, silah bırakacakları ile ilgili bir eylem gördük mü? Ama bunun karşılığında serbest bırakılan bir çok terörist görüyor ve duyuyoruz. Yahu 102. Kuruluş yılını kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti Devleti yenildi de bizim mi haberimiz yok. Sanal dünyayı takip edenler görüyorlardır; bazılarının yazmaları, söylemleri devlet yenilmiş de teröristler istediklerini elde etmişler, ediyorlar gibi. Bu ne cüret, bu ne atılganlık, bu ne pişkinlik. Ben teröristlerin ve önceden beri bilinen destekçilerinin ne dediğine yanmıyorum da bu gelişmeleri içine sindirebilenlere şaşırıyorum ve de üzülüyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, her şeye rağmen 102. Yılını kutluyor ve çok daha uzun dönemlerde kutlamaya devam edecek, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü Kurucu İradenin koyduğu Kuruluş İlke ve Felsefe, Türk Milleti'nin şartlar ne olursa olsun vazgeçebileceği ilke ve felsefe değildir. Nitekim Bütün stadyumlarda yapılan tezahüratlarda bunu görebiliyoruz. Sadece stadyumlarda değil elbette ama orası ülkenin karma bir yapısıdır. Yani her kesimden, her düşünceden insanlar var. Türk Milleti, bu devletin kolay kurulmadığını çok iyi kavramış bulunmaktadır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş tarihi o kadar eski değildir. Osmanlı Devleti'nin devamı olarak kurulan bu rejim, gerçekten akıl almaz zorluklarla kurulmuştur ve bu yakın tarihteki zorlukları da Türk Milleti içselleştirmiş bulunmaktadır. Bu nedenle iç ve dış zorluklara göğüs germek gerektiğinde ne yapacağını da bilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin korunması, yaşaması ve kalıcılığı konusu parti, kişi, grup, görüş meselesi değildir. Kim nerede bulunursa bulunsun, kim hangi konumda olursa olsun safını ve yerini Ne Mutlu Türk'üm Diyene ölçüsünce belirlemelidir. Aksi takdirde gerek İmralı'daki terörist başının, gerekse Kandil'deki teröristlerin tehdidine maruz kalırız. Bu tehditlere nasıl tahammül gösterilebilir, kim gösterebilir, neden gösterir? Bu soruların cevaplarını mutlaka tarih verecektir. Bu tehditlere sessiz kalmak akıl alır gibi bir durum değildir. Bu arada özellikle gençler oyuna gelmeden gösterilerini yapmalıdırlar. Bu çok önemli bir konudur, göz ardı edilmemelidir.

Son söz olarak dostum Kutbettin Arslan’dan yaptığım kısa bir alıntıyı yazacağım: "Biz düşmanlarımızda değil dostlarımızda yanıldık. Çünkü düşmanlarımıza aklımızla, dostlarımıza duygularımızla yaklaştık. En acı şekilde öğrendik ki, duygular asla aklın önüne geçmemelidir." Günümüz gelişmelerine ne kadar da uyuyor değil mi?