Önceki bölümde; Nazi Almanya'sından kaçmak isteyen bilim insanlarının,Atatürk'ün açtığı yol ile Türkiye'ye gelişlerinin hikayesini anlatarak;
"Erich Frank o kadar ünlü olmuştu ki; insanlar İstanbul dışından ona tedavi olmak için şehre geliyordu.
"Frank'a götürülür" sloganıyla çalışan aracılar bile ortaya çıkmıştı.
Kimya Enstitüsü'nün başına getirilen Fritz Arndt, görevinin yanında, yabancı terimleri Türkçe'ye çevirmeye de başladı.
Çözelti, çözünme, tartı, seyreltik ve daha pek çok kelimeyi dilimize kazandırdı.
Von Mises, ülkemizde İstatistik dersini veren ilk eğitimci oldu" demiştik.
Devam edelim;
Türkiye'ye gelenler arasında nanoteknoloji'nin kurucusu ve radar'ın mucidi olan Von Hippol ve ilerleyen dönemde izafiyet teorisi konusunda Einstein'e büyük yardımları dokunacak olan Finlay Freundich da vardı.
Freundich "Tüm malzemeler eksikti, literatür yoktu, ancak tüm eksiklikler hükümetin cömert yardımıyla giderildi" diyecekti.
Tüm bilim insanları bir gecede Türk vatandaşlığına alındı.
Durum Nazi yönetimine bildirildi ve bu vatandaşlar için can güvenliği istendi.
Nazi Yönetimi, Türkiye'nin hamlesi karşısında direnmedi.
Tüm bilim insanları, Almanya'dan Türkiye'ye gelmeye başladı.
Fakat, bunlar arasında 3 kişinin durumu riskliydi.
Dessaur ve Kessler Nazi takibi altındaydı.
Kantorowicz ise toplama kampındaydı.
Schwartz; hükümete listeyi sunduğunda, Kantorowicz'in durumu o kadar umutsuzdu ki, isminin üzeri çiziliydi.
Fakat Atatürk "Onu bizzat istiyorum" demişti.
Bunun üzerine Nazi Hükümeti ile irtibata geçildi ve 3 isim resmen talep edildi.
Ancak Naziler, bu talebe karşı sessiz kaldı.
Bir süre sonra hükümet ikinci bir talepte daha bulundu.
Talebin tonu sertti.
Naziler bu defa olumlu cevap verdi ve söz konusu üç isim ülkemize getirildi.
Kantorowicz, Dünya'nın en ünlü diş hekimlerinden biriydi.
İlerleyen dönemde İran Şahı'nı bizzat muayene edecekti.
Igersheimer göz tedavisine büyük katkılar yaptı.
Türkiye'deki ilk kornea nakli ini gerçekleştirdi.
Görevi bittiğinde toplamda 34 kornea nakli yapmıştı.
Ernst Hirsch hukuk ve kütüphane konularında büyük hizmetlerde bulundu.
Bruno Taut ile birlikte modern mimari eğitim başladı.
Taut; Atatürk'ün ölümünün ardından katafalkının tasarımı işini üstlendi.
Karşılığında ücret ödenmek istendiğinde "Böyle bir öneri beni derinden üzer" diyecekti.
Zoolog Curt Koswig "Manyas'ta bir kuş cenneti olduğunu" keşfederek ülkemize büyük bir değer kattı.
Fritz Baade, Kırşehirdeki şifalı suları ve Akik Taşı'nı buldu.
Kaplıcaların planlarını çizdi ve mermer işçiliğini öğretti.
Bu sayede şehre, önemli bir değer de katmış oldu.
Bugün Kuşadası'ndaki mermercilik varsa, bunun en büyük payı onundur.
Ünlü bakteriyolog Hugo Braun "Denizlerin dibi bile bizler kabul etmezken, Türkiye bize kucak açtı" diyordu.
Atatürk'e o kadar minnet borçluydu ki, savaş sonrasında Almanya'ya çağrıldığında "Bu vefasızlığı yapamam" diyecekti.
10 Kasım günü derse girmek üzere olan Prof. Arndt, Mustafa Kemal'in ölüm haberi üzerine, dersi iptal edip etmeyeceğini sordu;
"Almanya'da böyle kimseler öldüğünde yapılanı yapınız" cevabı üzerine;
"Almanya'da şimdiye kadar böyle büyük bir adam ölmedi ki" dedi.
(Devam Edecek)