Selçuklu devleti zayıfladıkça, Anadolu beylikleri bölgelerinde daha çok söz sahibi oluyor ve kendi içlerinde güçleniyor ancak, Anadolu’da ki birlik azalıyordu. Anadolu’yu bir arada tutan temel unsur olan Selçuklu Devleti ise Moğollar tarafından atanan ve kendi emrinden çıkmayacak hükümdarlar tarafından yönetiliyordu. Selçuklu tahtına artık temsili hükümdar oturmaya başlamıştı. Zira Anadolu beylikleri üzerinde herhangi bir tahakkümü kalmamıştı. Moğollar (İlhanlılar) 14. Yüzyıldan itibaren zayıflamaya ve güç kaybetmeye başladılar. İlhanlılar 1295 yılında İslam’ı resmi din olarak kabul etmişlerdi. Ancak hem İlhanlı saltanat ailesi daha önce Budizm’i kabul etmiş, ardından Şamanizm’e geri dönmüşlerdi. Bu anlamda İslam’ı kabul etmiş olmaları, İlhanlı saltanat ailesinin itikadı açıdan ayrı bir cenderenin içerisine sürükledi. Bu durum devlet politikalarını da etkiledi. İlhanlı devleti 1300’lü yıllardan itibaren zayıflamaya başlamıştı, ancak bu durum Selçuklu Devletinin toparlanması için yeterli değildi. Zira saltanat makamı ve devletin tüm idari mekanizmaları işlevselliğini kaybetmişti. Son temsili Selçuklu hükümdarı 2. Mesut Han’ın vefatından sonra Moğollar yerine bir hükümdar tayin etmese de, Mesut Han’ın yerine geçecek kimse olmadığı için, Selçuklu Devleti fiilen sona ermiş oldu (1308).
Kayılar:
Kayılar, kökenleri itibariyle 24 oğuz boyundan biri olarak varlıklarını yüzlerce yıldır koruyan güçlü ve önemli bir boydu. Göktürkler ve Kara hanlılar dönemlerinde İç Asya’da varlıklarını devam ettiren Kayılar, 9. Yüzyılda Selçuklu Devleti bünyesinde ekseriyetle Horasan bölgesinde varlıklarını sürdürmekteydiler. Selçuklu tebaası olmayan ancak Selçuklu Devleti hudutları içerisinde diğer Türk boyları gibi konar/göçer yaşayan Kayılar Anadolu’ya iki ayrı dönemde iki ayrı kol halinde girdiler. İlk önemli Kayı kolu Malazgirt Zaferi ile Anadolu’ya giriş yapmış ve ilerleyen yıllarda güçlenerek Artuklu beyliğini kurmuşlardı. Horasan ve Merv bölgesinde varlıklarını devam ettiren bir diğer Kayı kolu ise, Moğol baskıları nedeniyle Batıya doğru sürüklenmiş, Harzemşahlar ile birlikte, 12. Yüzyılın sonlarında Anadolu’ya girmişlerdir.
Kayıların sayıca hatırı sayılır büyüklükte bir nüfusa sahip olduğunu, bünyesinden iki büyük beylik çıkarttığından hareketle görebiliyoruz. Ancak Selçuklu devrinden önce tarih sahnesinde ismine pek rastlanmamaktadır. Bunun muhtemel sebebi Kayıların diğer büyük Türk kitleleriyle birlikte hareket etmemiş olmalarıdır. Gerek Göktürkler devrinde, gerekse Karahanlılar döneminde tarih kayıtlarına düşmüş ve ulaşabildiğimiz tarih kayıtlarına etki edecek bir siyasi tezahürün içinde bulunmadıkları düşünülebilir. Ancak varlıklarını yüzlerce yıl devam ettirebildiklerini, Anadolu’ya göç ettiklerinde ise takriben 70 bin çadırlık geniş bir nüfusa sahip olduklarını düşünürsek kendi kaderlerini kendileri belirlemiş, geçte olsa Türk Tarihindeki yerlerini 12. Yüzyıl itibariyle almışlardır.
Kayılar, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılma sürecine girmesi ile Anadolu Beyliklerinin bağımsız ve kendi başlarına idare edilmeye başlandığı dönemde, Bizans’a karşı elde ettiği başarılar neticesinde güçlenmiş, yaklaşık 40 yıllık bir sürecin sonunda İmparatorluk haline gelerek Osmanlı Devletinin kurucu unsurları olmuşlardır.
Osmanlı Devletinin kuruluşu sürecinde baş rolü üstlenen Kayı Boyunun, Anadolu’daki varlıkları, Büyük Selçuklu Devleti döneminde Anadolu’ya giren Türk boyları kadar eski değildir. Kayılar, Anadolu’nun Türkleşmesinden yaklaşık 100 yıl sonra Anadolu’ya girmişlerdir.
Kayılar, Moğol saldırılarının etkisiyle İç Asya’dan batıya doğru göç hareketine girişen Türk boyları ile birlikte, Büyük Selçuklu Devletinin hüküm sürdüğü İran coğrafyasına göç etmişlerdi. Ancak Büyük Selçuklu Devleti 1157’de yıkılınca, İran coğrafyası Abbasilerin tahakkümü altına girmeye başladı. Büyük Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra merkezi bir yönetime bağlı olmasalar da, vilayetlerin yönetimi, halen Büyük Selçuklu Devleti tarafından görevlendirilmiş olan valilerinin elinde bulunuyordu. Selçuklu valileri, Abbasilerin bölgelerinde hâkimiyet kurmasını arzu etmiyorlardı. Aynı şekilde Moğol baskısıyla İç Asya’dan göç eden göçebe Türk boyları da Müslüman olmalarına rağmen, Arap hükümdarlar tarafından yönetilmek istemiyorlardı. Selçuklu valileri ve göçebe Türk boyları bu ortak menfaat etrafında buluşarak Abbasi akınlarına karşı ittifak kurdular.
Devam edecek…