BİTLİSLİ BELKIS-2

Bitlisli Belkıs olayının bir başka görgü tanığı olan köylülerden birinin ifadesi ile bu korkunç olaya kaldığımız yerden devam edelim.

 

Bitlisli Belkıs olayının bir başka görgü tanığı olan köylülerden birinin ifadesi ile bu korkunç olaya kaldığımız yerden devam edelim.

 

İşte hastalıklı çocuklarını Belkıs Ana’ya götüren bir babanın anlattıkları; “İki çocuğum vardı ve her ikisi de sağlıksız doğmuştu. İlk çocuğumun kolları ve elleri doğru yerlerinde değildi, şekilsizdi. Diğer çocuğum ise, düşmanımın bile başına gelmemesi gereken bir durumdaydı. Cildi yılan derisine benziyor, dili de yılanınki gibi çatallıydı. Bitlisli Belkıs adını duyduğumuzda, köye gidip durumu anlattık. O, hastalıklı çocukları iyileştiren bir hoca olarak tanınıyordu ve umudumuz ondaydı. Her şeyi açıkça anlatmıştık ve yardımını bekliyorduk. Belkıs, bizden para ya da başka bir şey talep etmemişti. Bizden, yeni doğmuş olan yılan derisine benzeyen çocuğumuzu ona vermemizi istedi. Üstümüzdeki bela ve lanetin gitmesi için bunu yapmamız gerektiğini, Yüce Allah’ın izniyle bundan sonra doğacak çocuklarının sağlıklı olacağını belirtti.”

 

***

“Fakat yapmamızı istedikleri bununla sınırlı değildi. Bir domuz öldürmemi, derisini yüzüp ona getirmemi, aynı zamanda domuzdan akan kanı her akşam yatsıdan sonra birer kaşık içmemizi söyledi. Bu talepler ilk başta bizi şaşırtmış olsa da, bundan sonra doğacak olan çocuklarımızın sağlığını düşünerek onun yönergelerine uymaya karar vermiştik. Yaptığı şeyler tuhaf gelmiş olsa da, o zamanlar ona olan inancımız tamdı. Belkıs’ın dediklerini aynen yapmıştık. Her gece domuz kanı içtiğimizde, sabaha kadar evimizin içinde tuhaf ayak sesleri duyuyorduk. Bu sesler sanki evimizin içinde birileri telaşla koşuyormuş gibi geliyordu. Eşim uykusunda kendi kendine, ‘Bismillah, Bismillah’ diye bağırıp, sonrasında çığlıklar içinde uyanıyordu. Bu olaylar bizi derinden rahatsız etmişti.”

 

“Sonra Belkıs’a gitmek üzere belirtilen gün gelmişti ve çocuğumuzla birlikte domuz derisini alıp ona götürmüştüm. Evinde, bizim gibi hastalıklı çocukları olan diğer ailelerle karşılaşmıştık. Hepimiz endişe ve ümitle onun yardımını bekliyorduk. Bu ailelerin yüzlerindeki üzüntü ve beklenti, benim de içimde hissettiğim duyguları yansıtıyordu. Belkıs, getirdiğim domuz derisini yeni doğmuş çocuğun üzerine sarmıştı. Deriye anlayamadığım bir takım Arapça harfler yazdı. Bu tuhaf işlemi yaparken bana dönüp, ‘Oğlunu bu belayı kaldırmak için feda ediyor musun?’ diye üç kez sormuştu. Bende ediyorum diye cevap vermiştim. O an, Allah’ım! Toplandığımız odanın kapısı kendi kendine açılmıştı. Siyah bir gölge, beşikteki domuz derisine sarılı olan bebeği alıp götürdü. O gölgenin ne olduğunu anlamamış olsak da, odadaki herkes bağırarak kaçışmaya başladı.”

 

Çocuklarını ellerinden alınan köylüler, birkaç sene sonra yeni doğan çocuklarının sağlıklı olacaklarını düşünüyorlardı. Ama maalesef onlar da hastalıklı doğdular ve hatta hayatları daha da kötüye gitmeye başlamıştı. Bunun üzerine köylüler, tekrar toplanıp Belkıs’ın evine yeniden gittiler. Ancak kapıyı kimse açmıyordu ve evde biri olduğuna dair hiçbir işaret yoktu. Bu konuda jandarma kayıtlarında köy muhtarının anlattıkları ise şu şekilde; “Köylüler sinirlendiler! Başlarındaki beladan kurtulmak için çocuklarını feda etmişler, ancak hayatları daha da kötüye gitmişti.” Çevre köylerden toplanan 20-30 kişi, muhtarın kapısını çalarak Bitlisli Belkıs’ın evine giderken eşlik etmesini istemişlerdi. Muhtar da köylülerle birlikte Belkıs Ana’nın evine gitmiş, kapıyı kırarak içeri girmişti.

 

***

Evde sanki kimse yaşamamış gibi bir hal vardı. Yakın zamana kadar herkesin girip çıktığı evde, bir tek canlı izi dahi yoktu. Eşyaların üstünü tamamen toz kaplamıştı. Sanki onlarca yıldır kullanılmamıştı ve Belkıs Ana’dan hiçbir iz yoktu. Olayın en ilginç kısmıysa şu; Jandarma, yaptığı araştırmada böyle bir kadının yaşamış olduğuna dair hiçbir belgeye rastlamadı. Bitlisli Belkıs, o bölgede birçok insanın hayatını karartmasına rağmen, sanki hiç yaşamamış gibi, kendisine ya da anne ve babasına dair hiçbir bilgi bulunamadı. Kim olduğu hakkında hiçbir şey bilinmemekte. Bu durum bazı insanların onu, çocuk sahibi olamayan ailelere yaptığı büyüler nedeniyle, Anadolu topraklarına gelmiş bir ‘Cin’liği veya bir ‘İfrit’ olarak düşünmelerine yol açmıştı. Bitlisli Belkıs’ın yaptığı büyülerde kullandığı nesneler ve bazı gölgeler tarafından insanların gözü önünde kaçırılan çocukların başlarına ne geldiği ise bir sır olarak kaldı.

 

Peki, siz ne düşünüyorsunuz? Sizce bugüne kadar dilden dile anlatılmış Belkıs’ın bu hikâyesi ne kadar gerçek?  Yaşanmış bu korkunç olayın yorumunu siz değerli okurlarımıza bırakıyorum.

 

Sağlıcakla kalın…