Adana’da şehrin ortasından geçen, iki ilçeyi birbirinden ayıran Seyhan Nehri’nin güzelliğinden ne kadar faydalanabiliyoruz?
Ne faydalanması?
Nehir, bildiğiniz çöp yığını haline geldi!
Önceleri sular çekildiğinde, çirkin manzara ortaya çıkıyordu.
Şimdi ise çöpler, yosunlar, pislikler su üstünde yüzüyor!
Pis koku da cabası…
Yazılı ve görsel medya, Seyhan Nehri’nin çirkin manzarasını defalarca haber yaptı.
Ama nafile…
Kurban Bayramı’ndan sonra ise sadece Seyhan Nehri değil, sulama kanalları da çöplük yuvası haline geldi. Küçükbaş ve büyükbaş hayvanların iç organları, deri parçaları, hatta hayvan kafataslarının bile nehre, sulama kanallarına atıldığını gördük.
Sadece bununla kalsa iyi… Daha neler var neler!
***
Yetkililer her platformda; “Adana artık festivaller, fuarlar şehri oldu. Adana artık gastronomi şehri oldu. Adana…” diyorlar.
Aslında doğru söylüyorlar. Adana tam bir festivaller şehri oldu ve gastronomi şehri olmaya da çok yakın.
Peki, Eylül ayında başlayan Altın Koza Film Festivali’nde, Ekim ayındaki Lezzet Festivali’nde, Nisan ayındaki Portakal Çiçeği Karnavalında ve diğer etkinliklerde, yurtiçi ve yurtdışından gelen misafirleri bu şekilde mi ağırlıyoruz?
Yani; Balçık haline gelen nehrimizde, atıkların su yüzüne çıktığı sulama kanallarında, kanımızı emen sivrisineklerin, karasineklerin, mucukların hava sahası olarak kullandığı, çöplerin toplanmadığı, kurban atıklarının cadde ve sokaklara atıldığı, pis kokan bir memlekette mi ağırlıyoruz?
Tabii ki hayır…
Festivallerde, karnavallarda milyonların akın ettiği misafirlere şirin görünmek için, tam bir göz boyama operasyonu yapılıyor.
Peki, nedir bu göz boyamalar?
Özellikle uluslararası etkinliklerden önce, yerel yönetimler tam manasıyla teyakkuza geçiyor. Başkanlardan bürokratlara, müdürlerden memurlara, birim amirlerinden şeflere kadar herkes neden, niye, ne için göreve geldiklerinin farkına varıyor.
Nehir ve sulama kanalları temizleniyor, sinekleri, mucukları ve haşereleri savmak için bol bol ilaçlama yapılıyor. Saat başı çöpler toplanıyor, yollar asfaltlanıyor, rengârenk afişler asılıyor, karnavalların duyurulması için araçlardan avaz avaz anonslar yapılıyor, ulusal ve yerel medyaya bol bol reklamlar, ilanlar veriliyor.
Ya sonra?
Festivaller, fuarlar, etkinlikler bitti…
Biz yine aynı tas, aynı hamam; Sineklerle, toplanmayan çöplerle, pis kokuyla, sulama kanallarındaki atıklarla, balçık haline gelen nehirle, kurban atıklarıyla, elektrik ve su kesintileriyle uğraşıyor, boğuşuyoruz
Derdimizi anlatamadığımız, hizmet beklediğimiz, sadece görevlerini yapmalarını istediğimiz yetkililere bir türlü ulaşamıyoruz!
Neden mi ulaşamıyoruz?
Söyleyeyim…
***
Her ulusal veya uluslararası etkinlikte şehrimize gelen milyonlarca misafirin yanında, devletin üst kademe yetkilileri de şehrimize geliyor.
Bakanlar, milletvekilleri, üst düzey bürokratlar..
Ee, bunca üst düzey yetkiliye koskoca Adana rezil mil olsun!
En ufak bir aksaklıkta bizimkiler görevlerinden mi olsun, yoksa haritadan yer mi beğensinler!
İşte bunların başlarına gelmemesi için, yani sırf kendileri için şehrimizi güzel gösterip, göz boyama yapıyorlar.
Ya sonra?
Sonrası malum!