Bir Kasabanın Kalbine Düşen Atom Karınca

Bazı isimler vardır, söylendiğinde sadece bir insanı değil, bir hikâyeyi çağırır. Ahmet Aktürk de onlardan biri… Tufanbeyli Belediye Başkanı olarak değil yalnızca; rüzgârın yönünü değiştiren, taşın hafızasına dokunan bir irade olarak çıktı karşıma.

Adını daha önce duymuştum. “Deli dolu, kabuğuna sığmaz” diyorlardı. Meğer kabuğa sığmayan beden değil, memleket sevdasıymış. CHP Belediye Meclis Üyesi Sönmez Arın ile kararlaştırdığımız buluşmaya erkenden vardım. Beklemek istedim; çünkü bazı insanları beklemek bile insana iyi gelir. Az sonra Sönmez Bey, yanında Ahmet Aktürk ile birlikte göründü. İşte o an, nam-ı diğer Atom Karınca ile tanıştım.
Kısa bir selamlaşma, ardından kendiliğinden akan bir muhabbet… Sözleri aceleye gelmeyen, gözleri uzakları düşünen bir adamdı. Sohbetin içinden bir canlı yayın doğdu. Kırk dakika boyunca, kabuğuna sığmayan bir yüreğin Tufanbeyli’ye nasıl sığdığını izledik.

O yayından sonra zihnimde kalanlar birer not değil, birer işaretti:
Zeydan Karalar’ın dediği gibi; evet, Ahmet Aktürk tam anlamıyla bir Atom Karınca. Küçük görünen bedeninde büyük bir irade taşıyor.
“Bende sihirli değnek yok” dedi. Ama borç içinde bir belediyeyi borçsuz hale getiren, kasasına bereket bırakan eller, zaten sihrin ta kendisi değil midir?
Bir binası bile olmayan belediyeyi devralıp, Tufanbeyli’nin gövdesine bir çatı, belleğine bir mekân kazandırdı.
Elinde peçeteyle ağlayanlardan değil; alnında ter, omzunda sorumluluk taşıyanlardan.
Yapacağı projelerin hayalini kurmakla yetinmeyip, parasını dahi hazır eden bir disiplinle konuştu.

Fasulyesiyle, nohuduyla bilinen Tufanbeyli’nin adını bir gün Türkiye’nin fabrikalarında yankılandıracak bir niyet vardı sözlerinde.
İşçiyi sadece çalışan değil, emek veren bilen; hakkını veren, ikramiyeyi bu topraklarla ilk kez buluşturan bir anlayış gördüm.

Ve en sonda şunu fark ettim: Bu adamın hayalleri kendisi için değil, Tufanbeyli içindi. Makam geçici, memleket kalıcıydı onun dünyasında.

Bazı insanlar vardır; yürüdükleri yerde toprak uyanır. Bazıları konuşur, bazıları inşa eder. Ahmet Aktürk, sessizce çalışan ama ardında iz bırakanlardan. Belki sihirli bir değneği yok… Ama inanmış bir yürek, çalışkan bir akıl ve temiz bir niyet birleştiğinde, mucizeler zaten kendiliğinden olur.

Tufanbeyli’nin kaderi, bir atom karıncanın omuzlarında ağır değil artık.
Çünkü bazı yükler, sevdayla taşındığında hafifler.