Bir Hasan Celal Güzel vardı

Eski Almanya Fahri Kosolosu Tevfik Kısacık; Hasan Celal Güzel’in vefatı dolayısı ile, onun kaleminden (üç yıl önceki) bir yazısını yollamış.

Sizlerle paylaşıyorum;

***

Efendim artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakiki bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir enayi olduğumu itiraf ediyorum.

Bana küçük yaşımdan itibaren Beytül-mal’ın mukaddes olduğunu öğretmişlerdi.

Hiç kimse bana “devlet malı deniz, yemeyen domuz” dememişti.

Bütün ömrüm tabir-i amiyanesiyle eşek gibi çalışmakla geçti.

Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım.

Bir gece bile doyasıya uyuyamadım.

Kimileri bana “uykusuz müsteşar” adını takıp, uçup kaçtığımı söyledi ama “ne akılsız adam yahu” şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.

Müsteşarlık ve bakanlık yaparken, devlet malını adetan okşar gibi kullanırdım.

Çocuklarım servisle ve otobüsle okula gidiyordu.

Üzerinde T.C. yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kağıtları, sadece resmi hizmetlerde, adeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım.

Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi.

Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmi arabalara bir defa dahi binmediler.

Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafa’m ve Elif’im, bir saat daha az uyuyup, belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum.

Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım.

Koruma görevlisi de kullanmadım.

Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.

Meğer ben ne enayiymişim!...

Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım…

Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur…

Mesela bendeniz milletvekiliyken (birkaç zaruri toplantı dışında) Meclis lokantasında yemek yemedim.

Zira burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu.

Sonra çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM sigarası da içmedim.

Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesorlu telefonlarla yapardım.

O zaman ‘beleş’ cep telefonlarımız da yoktu.

Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim.

Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; halen evimde bu dönemlere ait (bronz plaketler dışında) tek bir hatıra eşya göremezsiniz.

Benim anladığım manada siyasete zengin girilir, fakir çıkılır.

Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz.

Siyasi hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim.

Bilakis ANAP’taki genel başkanlık mücadelesinde, bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisi ile aldığı Oran’daki daireyi; YDP’nin kuruluşunda da, babamdan kalan Malatya’daki ev ile dedemden kalan Gaziantep’teki evin bana düşen hisselerini harcadım.

Eşimin alın teriyle hak ettiği Vakıflar Genel Müdürlüğünü engelledim.

Bu arada eşimin uzmanlığıyla ve alın teriyle hak ettiği ‘Vakıflar Genel Müdürü’ olarak tayin kararnamesini nasıl engellediğimi de unutmamak lazım.

Sadece bununla kalsa neyse…

Anap döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan ‘Kıyak Emekliliği’ reddedip tek maaşa devam ettim.

Bu haksız uygulama halen devam ediyor.

Başbakanlık Müsteşarı’yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.

Meğer ben ne enayiymişim!...

Hala kirada oturuyorum, dikili bir ağacım dahi yok.

Şimdi 70’ine merdiven dayadım.

Kendime ait tek mülküm kitaplarım…

Hizmet hayatım boyunca, muhataplarımın bıyık altından gülerek dinlediği ‘bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırırmıyım’ lafı vardı.

Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan

Pişmanlık duyduğumu sanmayınız.

Enayilik öylesine içime işlemiş ki, geriye dönmek mümkün olabilse, gene aynısını yapardım.

Beni bütün ‘enayiliğime’ rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allah’a hamt ediyorum.

***

Ülkemizde böyle bürokratlar da vardı…

Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

Yukarıdaki satırlarda “yalan olmadığına” ben de kefilim.