BİR  GEZİ Kİ…  

Bu yıl ki Han’ımla gezimizin ana noktasını Ürgüp-Göreme, yani Nevşehir ve çevresi olarak belirledik. Nevşehir ve çevresi dememin özel bir nedeni var. Nedir o? Nevşehir’e bağlı Hacıbektaş İlçesindeki Törenlere de katılmak. Kapadokya dedikleri yere Ürgüp-Göreme demeyi tercih ediyorum. Ama, Kapadokya adı o kadar yerleşmiş ki, geri dönüş zor görünüyor.

Bu yıl ki Han’ımla gezimizin ana noktasını Ürgüp-Göreme, yani Nevşehir ve çevresi olarak belirledik. Nevşehir ve çevresi dememin özel bir nedeni var. Nedir o? Nevşehir’e bağlı Hacıbektaş İlçesindeki Törenlere de katılmak. Kapadokya dedikleri yere Ürgüp-Göreme demeyi tercih ediyorum. Ama, Kapadokya adı o kadar yerleşmiş ki, geri dönüş zor görünüyor.

Neyse, gelelim geziye.

Nevşehir ve bu ilimize bağlı her yer gerçekten ama gerçektem tam bir açık hava müzesi. O kadar büyük bir alanın, bir metre karesi yok ki, şaşkınlıkla bakmayalım ve şaşkınlıkla seyretmeyelim. İnanılmaz bir tarih, akıl almaz bir coğrafya. Adına peri bacaları denilen üzeri taşlı bacalar belli bir yerde zannediyorsunuz. Yani, bu bacalar bir bölgeye özgü diye düşünüyor olabilir insan, oraya gitmeden. Oysa, adı geçen alanın tamamında, her yerde bu olağanüstü şaşırtıcı bacaları görüyorsunuz  ve gördükçe de şaşırıyorsunuz. Çünkü, bu bacaların bir çoğu ev olarak kullanılmış. Bir çok bacada kapı var, pencere var, havalandırma delikleri var.

Kaldığımız otel, Ürgüp’e 4-5 kilometre mesafede Mustafapaşa köyü. Bu köyde söylendiğine göre 40’tan fazla otel var. Ayrıca, hızla otel olarak yapımı devam eden inşaatlar var. Peki, bu kadar otel neden var biliyor musunuz? Çünkü, bu köydeki otellerin belki de tamamı mağara otel. Bu nedenle olağanüstü ilginçlik içeriyor ve ilgi çekiyor. Kaldığımız otel de böyle bir mağara otel. Bu otel bir ev. İlgililerin dediğine göre 170 yıllık bir Rum evi. Ama, ben Rum oldukları konusunda çok emin değilim. Hıristiyan Türkler olabilir. Bu görüşümü söylediğim kişilerden istediğim bilgiyi alamadım. Bir Tarihçi olarak bu konuyu araştıracağım. Sonucu da mutlaka kamuoyu ile paylaşacağım. Çok önem verdiğim bir konu. Çünkü, bu Hıristiyan Türklerin başına gelenler o kadar elem verici ki, bir Türk olarak bu duruma üzülmemem elbette mümkün değil.

Bu bölge dünyanın her yerinden gelen insanlarla dolu. Dünyada o kadar ilgi çekmekte olduğunu her ülkeden, her milletten insanları ve her yerde gördüğünüzde anlıyorsunuz. Bu kadar yoğun ilgi bu koca bölgede ticaretin oldukça hareketli olmasını sağlamış diyebiliriz. Bu konu zor karar verilecek bir konu gerçi. Çünkü, esnafın memnuniyeti önemli. Ancak, bir konuyu belirtmeden de geçemeyeceğim. Bazı esnaflar, dünyadan bir çok insanın geliyor olmasından dolayı olsa gerek fiyatlarda aşırıya gitmişler ki, bu durum Türkler için oldukça aşırı olmaktadır. Bazı yerlerde yarım litrelik bir suyun 20 TL olması gibi. Esnafı anlıyorum ama, Türklerin de bu konuda olumsuz bir düşünce ile oradan dönmesinin doğru olmayacağını düşünüyorum. Çünkü, o bölge ülkemiz için olağanüstü değerli bir bölge. Diğer bir ifade ile o bölgeye sahip olan bir ülke ve bir millet, yeryüzünün en şanslı ülke ve milletidir desem çok da yanlış bir söz söylememiş olurum.

Ürgüp-Göreme konusunda fırsat buldukça yine yazmaya devam edeceğiz. Şimdi gelelim Hacıbektaş’ı Anma konusuna. Bir süreden beri bu Anma’ya katılmayı ve Hacıbektaş İlçesine bir ziyaret yapmayı düşünüyordum. Çünkü, merak ettiğim bir çok konu vardı. Bu sene bu düşüncemi ilk defa olarak gerçekleştirdik. 16-19 Ağustos tarihlerinde yapılan bu Anma programının iki gününe katıldık. Hacıbektaş İlçesi’nin hemen her yerini gezdik ve bu arada bir çok esnafla da görüştük. Son iki üç seneden beri ve özellikle bu sene bu programlara Türkmen Bektaşilerin artık çok gelmediklerini söylediler. İnanılır gibi mi?

Bu konu, mutlaka üzerinde durulması gereken bir konudur. Şimdilik ayrıntılara girmek istemiyorum. Anlamam gereken bir çok konu var, sorduğum bir çok soru var.

Bir Bektaşi esnaf kardeşimin söylediği bir söz asırları yeniden değerlendirmemize ve bugün bakış açımızı değiştirmemize yeter  sanırım: “Biz özbe öz Türk”üz.” Görüldüğü gibi; “TÜRKLÜK, BİRLEŞTİRİCİDİR.”

Dönüş yolculuğumuz Kırşehir ve Kırıkkale üzerinden oldu. Kırşehir’de Âşık Paşa, Ahi Evran, Caca Bey ve elbette Neşet ERTAŞ Usta’nın ve hemen yanındaki babası Muharrem Usta’nın mezarlarını ziyaret etme mutluluğunu yaşadık. Türk Tarihinde çok önemli yeri olan bu insanların hepsi Kırşehir’de yaşamışlardır. Ne mutlu Kırşehirlilere.