BİLİMSEL YAYINLAR YETERLİ Mİ? 2

Türkiye’nin 1990’lı yıların başından itibaren ciddi bir yayın üretimine geçtiği ve 2010 yılına kadar yüksek bir eğim ile artış sağladığı ancak, daha sonraları bu artışın düştüğü görülüyor.

Bir diğer sorund, atıf almayan yayınlarımızın sayısında yılar içinde artma göstermesidir. Tablo 3 ve JSR verilerine göre (http://www.scimagojr.com/countryrank.php) Türkiye’deki bilimsel makalelerin kalitelerinde geriye doğu bir gidişatı gösteriyor. Bir diğer ifade ile 1996 yılında yapılan 5650 yayından 194 tanesi hiç atıf almaz iken 2016 yılında yapılmış olan 44173 yayından 3916 yayın atıf almamış. Oransal olarak da yayınların atıf almama durumu yılar itibarı ile artma eğilimi göstermektedir. 1996 yılında yapılan yayınların % 3.4 atıf almaz iken, 2016 yılında yapılan yayınların % 9 hiç atıf almamış görülüyor. Bu durum Türkiye’deki yayınların kalitesi ve yayınların dünya araştırıcıları tarafından dikkate alına bilirliği bakımından üzerinde çalışılması gereken bir konudur. Türkiye 1996 yılından 2016 yılına kadarki sürede her ne kadar bilimsel makale sayılarını artırmış olsa da makalelere yapılan atıfların sayısında ciddi bir düşüş görülmektedir. 1996 yılında yayın başına ortalama 12.4 atıf alırken 2016 yılında 0.64 atıf alınmıştır. Yayın başına azalma 2010 yılından sonra ciddi düşüşe gerçekleşmiş ve 2016 yılı verileri ile nerdeyse Türkiye adresli yayınlara atıf yapılmamıştır. Bu durumun zaman içerisinde değişeceği beklenebilir, ancak yine de kaliteli yayınlar kısa sürede atıf alabilmektedirler.

Tablo 3. Türkiye’de 1996-2016 yılları arasında yayınlana bilimsel makaleler, makalelere yapılan atıflar ve makale başına yapılan atıflar…Tablo 4’de, 1996-2016 yılları arasındaki 20 yıllık dönemin Türkiye’nin de içinde bulunduğu dünyada en çok yayın yapan ilk 32 ülkelerin yayın sayıları atıfları ve atıf başına düşen yayınları araştırıldı. Dünyadaki toplam yayın sayıları üzerinden ortalama olarak Türkiye’nin yeri 20 sırada ve İran 22 sırada ve G. Kore 12 sırada, yer almaktadır. Son on yılda G. Kore dünyadaki yerini korurken, Türkiye ve İran iki basamak gerilemiş görülüyorlar. Bu arada gelişmiş ülkelerin yerlerini korudukları, ancak İran gibi ülkelerin büyük sıçramalar yaptıkları görülüyor.

2016 yılı verileri itibarı ile ABD açık ara önde bunu Çin, İngiltere, Almanya ve Japonya izlemektedir. Avrupa’nın gelişmiş ve düşük nüfuslu ülkelerinin bilimsel yayın sayıları Türkiye kıyasla sayıca az, ancak makalelerin almış olduğu atıf durumu ve H indeksleri çok yüksek olduğu görülüyor. Tablo 4’de görüleceği gibi Rusya ve İran’ın ardından en düşük yayın başına atıf alan yayınlar ülkemizde yapılmaktadır. Rusya bilim ve teknoloji alanında ileri olmasına rağmen bilimsel makale üretimi bakımından 13. sırada yer almaktadır. Muhtemeldir ki bazı yayınları kendi dillerinde yapmaktalar.

Dünyanın diğer ülkelerinde yapılan yayın sayıları, Türkiye’den yayınlanan makale sayılarından daha düşükte olsa, alına atıf sayıları ve H indeksleri daha yüksek görülmektedir.

Tablo 4. 1996-2017 yılları arasında değişik ülkelerin toplam bilimsel makale sayıları, atıf sayıları yayın başına ortalama atıf sayıları.

Sonuç olarak günümüzde gelişmişliğin temel dayanağı bilim ve teknolojini üretimine dayanmaktadır. Bilim ve teknoloji üreten ülkelerin başarısı da eğim-bilime, yaratıcı teknolojiye verdikleri önem ve bu iş için harcanan paraya dayanmaktadır. Kore’nin GSMH içinde bilim ve AR-Ge’ye harcadığı bütçe %3’ün üzerinde. İran bu konuda son yıllarda ciddi kaynak ayırmaktadır. Türkiye son 15 yılda % 1’in altında bir GSMH bütçesi araştırmaya destek sağlamaktadır. Doğal olarak bilimsel araştırmaya ayrılan bütçeler ve önemle bilimsel yayın sayıları ve kalitesi arasında da göreceli bir ilişki bulunmaktadır.

Bu bağlamda son yıllarda Türkiye adresli bilimsel makale sayılarının arttığı, ancak kalitenin ise hızla düştüğü görülmektedir. Aslında konunun YÖK ve Üniversiteler bazında bütün olarak ele alınmasında yarar var. Son 20 yıllık genel bir değerlendirme yapıldığında Türkiye üniversitelerinde bilim yapma potansiyeli akademisyen başına yapılan yayın sayıları, alanlara göre yayınların dağılımı ve bunların ülkemiz bilimine ve üniversitelerine katkılarının sorgulanır nitelikte olduğu anlaşılıyor. Özellikle 2010 yılı sonrası yayınlanan bilimsel makalelerin niteliği ve uluslararası düzeyde kabul görme durumu gittikçe azalma eğilimindedir.

Mevcut göstergeler sayısal olarak büyüdüğümüzü, ancak kalite olarak gerilediğimizi göstermektedir. Bu veriler ışığında bilim ve yayın politikamızın yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Ayrıca son üç yıldır uygulanan akademik performansın da önümüzdeki yıllarda Türkiye adresli yayınların, daha düşük etki faktörlü derilerde daha düşük atıf alma durumu ile karşı karşıya kalacağı endişesi oluşmaya başladı. Performans kriterlerini yerine getirmek için son yıllarda artan uluslararası ancak yerelde düzenlenen kongreler ve buralarda sunulan verilerin daha düşük etki faktörüne sahip dergilerde yayın yapılması girişimleri Türkiye kökenli bilimsel yayınların netliğine ciddi zarar vereceğe benziyor.

Hepsinden önemlisi akademik yükseltmelerde ölçü olarak dikkate alınan makale sayılarının artık kalite yönünden de dikkate alınmasını zorunlu kılıyor.

SON SÖZ: ‘’ BİLİM SERVETTEN ÜSTÜNDÜR.ÇÜNKÜ, SEN SERVETİ KORURSUN; BİLİMSE SENİ KORUR.’’ *Hz. Ali*