“BERİ GİT” BİRİ OLMUŞTUM

"Bu topraklarda VALİ olarak görev yapanlardan Allah razı olsun, ölenlerin mezarlarına NUR yağsın, yaşayanlara da sağlık sıhhat versin."

.........

"Neden bunu yazma gereği duydum, neden bu kulvardayım?"

Söyleyeyim;

Bendeniz,16 valinin yaşam öyküsünü yazma şansı buldum... Bunun için gerçekten onurluyum, gururluyum.

"Kimdi o valiler?"

Bazılarının isimlerini yazayım;

Hayri Kozakçıoğlu,

Erdoğan Şahinoğlu,

Fevzi Yetkiner,

Naci Parmaksız,

Recep Birsin Özen,

Oğuz Kağan Köksal,

Mehmet Kemal Önal,

Mustafa Cahit Kıraç,

İlhan Atış ve

Hüseyin Avni Coş.

........

Bir ay boyunca devam eden, her biri birer kitap olacak değer taşıyan bu yaşam öyküleri damaklarda tat bırakan kıvamdaydı bence...

O yıllar ses kaydı alma cihazım yoktu... Bu boşluğu mecburen dikkatli dinleyip, özenli notlar alarak dolduruyordum...

Onları, doğdukları topraklardan aldım, Adana Valiliğine uzanan yolu birlikte yürüdük...

Kimi zaman duygulandık,

kimi zaman kahkahalarla güldük.

Yaşamını yazdığım valilerin "Bekir Aksoy hariç" hepsiyle dost olduk, abi kardeş olduk...

Bekir Aksoy, her yönüyle çok zor, çok başka, çok farklı bir Valiydi...

Onun yaşam öyküsünü yazmadım, yazmak istemedim...

Nedenini anlatayım;

"Bekir Aksoy, Adana'ya Balıkesir'den gelmişti... Gittiği illerde en çok bir yıl kalabilen, yönetim tarzı, sert duruşu, gülmeyen yüzü, affetmeyen yönü ile adından çokça söz ettiren biriydi...

Balıkesir'in bütün muhtarları Aksoy Validen kurtuldukları için 48 dana, 56 keçi, 73 koyun kesmiş, davul zurna eşliğinde üç gün, üç gece kutlamalar yapmış... Valilik çalışanları da tek FİRE vermeden, kıbleye dönüp, şükür namazına durmuş.

.........

Bekir Aksoy, Adana'ya geldiği gün, yani bu topraklara ayak bastığı anda farkını herkese hissettirdi.

Tüm personel, mesaiye yetişebilmek için sabahın kör ışığında yola koyulmak zorunda...

"Saatleri, bir saat ileri alma döneminin mucidi Aksoy Vali değilse Bülent Ersoy’un mikrofonuna kablo olayım."

........

Özel İdare Müdürü ondan çektiğini kimseden çekmemişti. Adamcağız, sabah 8,5 taki mesaisine 8'de geliyor, Vali kapıda... 8'e 20 kala geliyor, Vali kapıda... Personelinden daha çok çalışıyor, Vali yine kapıda... Baktı ki kurtuluş yok, tayinini istedi; "Van Çavaş" dediler... "Otobüsle değil, koşarak giderim" dedi.

........

Aksoy Vali, Adana Basını hakkında bilgi almak için Basın Müdürü Arif Tekin'i yanına çağırıyor... Tekin, derinden bir feryat çekerek, makama varıyor... Sesi titreyerek, olanı biteni anlatıyor, elindeki dosyaları gösteriyor...

Vali, bir dosyayı çekip alıyor elinden Arif Tekin'in... Dikkatlice inceledikten sonra, "bunu kim yaptı?" diye soruyor... Sorduğu o dosya, benim, valilerle yaptığım "yaşam öyküleri dosyası."

.........

Valilikten aradılar... Arayan, valilik Özel kalem müdürüydü...

"Canbolat, seni Vali Bey çağırıyor, hemen gel" dedi...

Kalktım gittim... Beni makama aldılar... Adını, namını duyduğum Vali Bekir Aksoy'un karşısındayım... "Otur" dedi, oturdum... "Bu yazıları sen yazmışsın, çok beğendim. Benim de hayatımı yaz..."

Anlaşmaya vardık... Hazırlıklarımı yaptım, iki gün sonra da valiliğe gittim...

Aman Allah’ım, Valiliğe bağlı ne kadar kurum müdürü varsa orada... Hepsinin üzerinde lacivert takım, hepsi canti... Makama biri giriyor, biri çıkıyor... Çıkanlar, makamlarına gitmiyor, bekliyor... Yine çağrılıyorlar... Girip, çıkıyorlar... "Çöz çözebilirsen" bir durum...

Makamdan çıkanlar sanki Mestan Hamamı'ndan çıkmış... "Bir ter, bir ter ki" sormayın...

35 dakika, 45 dakika, 55 dakika geçti, beni hatırlayan yok... Unutulduk anasını satayım... Öfkeyle ayağa kalktım, "Ben gidiyorum" dedim sekreter Betül Nalkesenoğlu'na...

Gözlerimdeki fersizliğin farkına varan Betül Hanım, hemen valinin yanına gitti, iki dakika sonra geri döndü ve "buyurun Canbolat" dedi...

Makamdayım... Aksoy Vali, başı önünde 'ha babam, de anam' bir şeylere bakıyor, birşeyleri imzalıyor... Ben hariç, heryere bakıyor...

Yarım saate yakın oradayım ve sanki Devlet Güvenlik Mahkeme salonundayım...

Vali, kafasını kaldırdı, bana baktı, "Sen de kimsin, neden burdasın?" dedi...

Tam durumu anlatacaktım ki, "Başındaki ne?" sorusunu sordu...

Başımda şapkam vardı, makama gireceğim için de ters takmıştım...

"Dışarı çık, kafandakini çıkar, kapıya vur, GEL sesini duyunca GEL ve ne istediğini söyle..."

Muhammet Ali ile maç yapmış, üç dakikada on bin üçyüz yumruk yemiş gibiyim...

İki gün önce kendisiyle konuşan ben değil de, Mukaddes Teyze'nin ortanca oğluydu sanki...

Dışarı çıktım, kimselere birşey söylemeden de gazeteme döndüm.

Bir süre sonra Aksoy Vali, sekreterini çağırıp; "Buraya şapkalı biri girmişti... Şapkanı çıkar gel dedim, gelmedi... Kimdi o?" deyince; sekreter hanım, Vali Beye şunu söylemiş;

"Efendim, o gömleğini çıkarır ama şapkasını asla. Ona bozulmuş olabilir."

Valilikten defalarca aradılar; "Böyle biri yok" cevabı aldılar...

RUH gibiydim, “BERİ GİT” biri olmuştum.