BERFU SALICI YAKIT’TA GÖRDÜKLERİM

CHP, ilçe kongrelerini tamamladı ve Seyhan’da Av. Berfu Salıcı Yakıt sandıktan galip çıktı. Sağ olsun, çiçeği burnunda ilçe başkanı beni kırmadı ve “5 Ocak Güncel” programına konuk oldu. Programda, dilim döndüğünce kamuoyunun merak ettiği soruları sormaya çalıştım.

Ancak ben, canlı yayında söylediklerinden çok, vücut dilinin ne anlattığına baktım.

Ne mi gördüm?

-Karşımda klasik siyaset dili kullanan biri yoktu. Yüreğinde ne varsa, diliyle de onu ifade eden birini gördüm.

-Ensesinin arkasında gizli planlar yapmayan, ne yapacaksa açıkça yapacak bir kadın profili izledim.

-Onu kimsenin yönlendiremeyeceğini, gözlerinden okudum.

-“Yumuşak konuşurum ama tavrımı sert alırım” havasını stüdyoya kadar hissettirdiğini resmen hissettim.

-Kesinlikle sosyal medya ile yönlendirilecek biri olmadığını, keskin bakışlarında fark ettim.

-Kibirli biri olmadığını, ama kendisine yapılacak kibirli tavırları asla kabul etmeyeceğini, çakmak çakmak çakan gözlerinden anladım.

-Kimseye duvar örmeyeceğini, ama kendisine duvar örenlere karşı adeta ‘Çin Seddi’ çekeceğini fark ettim.

-Partide her fikre açık olacağını, ancak parti içi çekişmelere kesinlikle izin vermeyeceğini ekrana dahi yansıttığını gördüm.

-CHP’de bu göreve gelen ilk kadın olduğunun bilincinde olduğunu, partisinin adını söylerken sesinin titremesinden anladım.

- Gerektiğinde kibar ve zarif bir kadın başkan olabileceğini, gerektiğinde ise kot pantolonunu giyip sahaya çıkacak kararlılıkta biri olduğunu anladım.

İşte benim gördüklerim efendim…

DEVE MİSALİ

Yaz boyu Adana’da yaşadığımız sıcaklık artık bir hava durumu değil, psikolojik bir durum halini aldı. Elektrik kesiliyor, klima kapanıyor… Sonrası zaten "ev içi spa merkezi". Kese, lif, ter... Eksik olan tek şey bir kurna.

Durum öyle ileri gitti ki, evde donla gezmek artık ayıp değil, ihtiyaç. Misafir gelmesin diye telefonlar sessize alındı, kapılar açılmaz oldu. Kimse kimsenin terli sırtına sehpa yapacak halde değil çünkü herkes kendi erimesiyle meşgul.

Dün biraz yağmur yağdı, millet balkonlara fırladı. Serinlemek mi? Hayır efendim! Resmen üşümeye çalışıyoruz. O da bir lüks oldu artık. Yazdan beri içimize sinmiş sıcaklık, iç organlarımızda sauna açtı da haberimiz yok.

Buradan ASKİ’ye naçizane bir çağrı:

“Adana kokuyor!” dedik, tınmadınız!

Yağmur yağdı, bu kez de “Adana yüzüyor!” demeye başlamayalım…

Her yağmurda caddeler Venedik oluyor, ama gondol yerine plastik sandalye üstünde markete gitmeye çalışan amcaları izliyoruz. Alt geçitlerde balık tutulmaya başlanırsa, artık belediye “şehir içi av turizmi” başlattı diye bülten mi yayınlar, onu bilemem.

Ama bildiğim şu:

Geçen sene kışın galoşsuz markete giden herkes çoraplarını feda etti. Bu kış da aynı olacaksa, bari market poşetlerini galoş niyetine dağıtın.

Altyapı hâlâ “planlama aşamasında”ysa, geçmiş olsun!

Ne demişler?

Deveye sormuşlar “Neren eğri?”

O da demiş: “Nerem doğru?”

İşte Adana da öyle. Yazın sıcakla, kışın yağmurla... Deve misali yani.

Anlayana... hem komik, hem trajik.

ÖNERİ…

Adana Lezzet Festivali çok yakında başlıyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da kentin dört bir yanı kebap kokularıyla dolacak, şalgam bardak bardak içilecek. Ama bu büyük organizasyonun perde arkasında, en büyük emeği veren isim Adana Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger. Kendisine canı gönülden teşekkür ederim; bu toprakların lezzetini dünyaya duyurmak kolay iş değil...

Ancak naçizane birkaç fikrimi paylaşmak isterim. Festivalin yalnızca kebapçıların ve dönercilerin reklam vitrini hâline gelmemesi için, bu zengin mutfağın gölgede kalan değerlerini de sahneye çıkaralım.

Ben, mesela, bu kadim kentin tarihi kadar eski bir lezzeti olan ‘Fellah Köftesini’ festivalde görmek isterim. Sıcacık bulgurun, sarımsağın ve maydanozun efsanevi uyumunu... Ve bir kaşıkta damağa yapışan, nenelerimizden yadigâr ‘gül mantıyı…’

‘Adana Böreği...’ O ağızda dağılan çıtır lezzeti kim istemez ki bu festivalde tatmayı?

‘Avgan Pilavının’ tarçınla dans eden rayihası, üstünde etin yumuşacık dokunuşu… Biz biliriz bu lezzeti, ama neden gelen misafirlerimiz de tanımasın?

‘Babaganuş’ mesela…

Patlıcanı sadece közlemeyip ona ayrı bir ruh üfleyen o tarif. Sıkma ve ayranla festival alanında dolaşsak, çocukluğumuzun yaz günlerine dönsek…

Ve tabii ‘Şırdan...’

Hani ağzımızdan yağı akarak, kimseye aldırmadan yediğimiz o gece lezzeti…

‘Mumbarı’ bile anmadan geçmek haksızlık olur.

Bir de ‘Şalgam’ var ya...

İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in tarifini istediği o içecek. Turistlere bu hikâyeyi anlatsak, biraz da kendimizi anlatmış olmaz mıyız?

Ve serinlemek için... Bir ‘Bici bici…’ Gökkuşağı gibi, hafif, serin, çocukluk kadar tatlı.

Festival sadece bir yemek şöleni değil; bu şehrin hafızasıdır, kültürüdür, çocukluktur, gelecektir. Lütfen bu yıl Adana’nın tüm renklerini birlikte koyalım sofraya…