“Bende sanmıştım ki!”

Anne-babalar, evlatlarının mutlu olmasından başka bir şey istemez. Biz, onların mutluluğu ve huzuru için çalışır, çabalarız. Toplum olarak şiddetin her türlüsüne karşıyız..  Ama şiddete ne kadar karşı olsak da, duyup gördüklerimiz hepimizin canını sıkıyor. Çünkü ülke genelinde şiddetin önüne bir türlü geçemiyoruz. Gün geçmiyor ki bir şiddet haberi duymayalım.

Erkeklerin eşlerine uygulamış olduğu her türlü şiddetin karşısındayım elbet. Ancak unutmamak gerekir ki, bazı kadınlar da eşlerine şiddet uygular.. Hem de en tehlikelisini, yani psikolojik şiddeti.. Bu duruma maruz kalan erkekler, çoğu zaman pasiflik ve çekingenlikle suçlansa da, yaşananları kimseler bilemez. Ama yine de bir erkek duruşuyla, davranışıyla, hatta bakışlarıyla bile eşine ağırlığı hissettirmeli. Aksi takdirde…  

Dedim ya, fiziksel şiddettin yanında, en az onun kadar tehlikeli bir şiddet vardır, o da; psikolojik şiddettir..   

Konuyla alakalı yaşanmış ibret dolu bir hikâye var sırada. Bir kadının, kocasına uyguladığı psikolojik şiddeti ve sonrasında yaşananları sizlerle paylaşmak isterim. Kıssadan hisse bu hikâye ile ne anlatmak istediğimi daha iyi anlayacağınızdan eminim.

Lafı daha fazla uzatmadan…   

***

Bir kadın, eşinin her gece eve geç gelmesinden şüphelenerek eşine neden her gün geç geldiğini sorduğunda işleri olduğunu, son zamanlarda biraz daha arttığını ve bu yüzden eve geç geldiği cevabını alıyordu.. Kadın ise eşinin verdiği bu cevaba tam inanmayarak, eşinin neden geç geldiğini öğrenmeye karar verdi. İşyerinin karşısında bir taksi ile bekleyen kadın, eşinin çıktığını görür ve gittiği yeri takibe başlar. Şehrin kıyı mahallelerinden birine kadar giden eşini takip eden kadın, bir gecekonduya girdiğini görür. Aldatıldığına kesin kanaat getirir. Eve geldiğinde kocasına neden geç kaldığını yine sorar. Kocası, işlerinin uzadığını, bu yüzden geciktiğini söyler. Kocasının kendini aldattığına iyice kanaat getirir ve kafasındaki hain planı uygulamaya koyar. Kocasının işyeri güvenliği için aldığı silahını yanına alır ve kocasını ertesi gün yine takip ederek, eve baskın yapıp bunun hesabını sormak ister...

Yine ertesi gün aynı şeyi tekrarlar. Kocası eve girdiğinde kadın koşarak çıkar ve kapıyı kırarcasına çalar. Kocası kapıyı açar ve karşısında karısını görünce önce afallar, kadın içeri girmek ister. Ama kocası girmesine müsaade etmez. Kadın silahı çantasından çıkarır ve kocasına doğrultur. Kadın içeri girer. Gördüğü manzara karşısında adeta dona kalır! Evde kalan yaşlı ve bakıma muhtaç kayınvalidesidir...

Silahı indirir, yüzü yere düşer ve ne diyeceğini bilemez.

İlk sözü şu olur, “Bende sanmıştım ki!”

Biraz sessizlikten sonra, “Hani huzurevine bırakmıştın! “

Kocası sert bakışlarla, ‘Annemi huzurevine bıraktım, ama aynı gün dayanamadım oradan aldım ve arkadaşımın kullanmadığı bu gecekonduya getirdim. Evin, annemin ihtiyaçlarını giderdim. Annem için her gün sabah gelir, ihtiyaçlarını görür, akşam iş çıkışı tekrar uğrar ihtiyaçlarını gideririm. Sen annemi evde istemedin, abimler anneme bakmak istemedi, ama vicdanım elvermedi. Ben huzurlu ve rahat bir yaşam sürerken, annemi orada bırakamazdım…’

***

Bu acı hikâye, şu güzel deyişleri hatırlattı bana; “Tarlada buğdayım var deme, ambara girmeyince. Hayırlı evladım var deme, el koynuna girmeyince. Vefalı karım var deme, kötü gün görmeyince. Hayırlı kardeşim var deme, miras bölünmeyince…” diye boşuna dememiş atalarımız. Öyle değil mi?

 Sağlıcakla kalın…