Osmanlı Devleti’nde yazılı olmayan bir kural vardı; “Devlet-i Ebed Müddet…” Bu cümle, devletin sonsuza dek sürecek olmasını ve kendi çıkarlarından önce devleti düşünmeyi ifade ederdi. Bu yüzden başa geçen her sultan, devletin bekası için gerekirse kendi öz kardeşlerinin (masum dahi olsa) canına kıymaktaydı. Yıldırım Bayezid de bu kervana katılanlardandı.
Tarih: 28 Haziran 1389…
O gün belki de Osmanlı tarihindeki en acıklı olay yaşandı.
İşte Padişah Yıldırım Bayezid’in, kardeşi Şehzade Yakup Çelebi’nin’ unutulan’ hikâyesi…
***
I. Murad’ın tahtına geçebilecek iki oğlundan biriydi Yakup Çelebi. Küçük yaşlarından itibaren devletin en iyi âlimleri tarafından yetiştirilmiş, özellikle de devlet idaresi ve askeri konularda gayet yetenekli bir şehzade haline gelmişti. Eli kılıç tutmaya başladığı günden beri de, o dönemlerde yapılan tüm savaşlarda babası I. Murad’la beraber yer almış cesareti, kahramanlığı ve askerlere karşı iyilikleriyle büyük takdir kazanmıştı. Taht yarışındaysa en büyük rakibi kardeşi Yıldırım Bayezid’di.
Bu yıllarda Osmanlılar, Balkan topraklarında büyük ilerleme kaydetmiş, Avrupa’nın içlerine doğru kararlı adımlarla ilerlemekteydi. Fakat bu ilerleyiş, Hristiyan dünyasının pek hoşuna gitmedi. Ne de olsa onlara göre Avrupa Kıtası, Hristiyan toprağıydı ve elbette bu yeni sayılabilecek Müslüman Devletinin bu topraklardan sökülüp atılması gerekiyordu. Bu yüzden bir Haçlı Seferi düzenlenmesi kararına varıldı. Böylelikle Hristiyan Devletler, Sırp Komutan Lazar Hrebelyanoviç önderliğinde birleşti. Durumdan haberdar olan Sultan I. Murad ise, oğulları ve aynı zamanda en iyi komutanları olan Yıldırım Bayezid ve Yakup Çelebi ile ordusunu alarak, Balkanlara doğru ilerlemeye başladı. İki ordu Kosova’da karşı karşıya geldi. Bir tarafta Osmanlı Devleti, diğer taraftaysa Hospitalier Şövalyeleri, Sırp, Bosna, Hırvat, Macar, Lehn, Çek Prenslikleri ve diğer küçük prenslikler bulunuyordu.
I. Murad, ordu düzeninde kendisi merkez kuvvetlerin başına geçmiş, oğlu Yakup Çelebi’ye ordunun sol kanadını, diğer oğlu Yıldırım Bayezid’e ise ordunun sağ kolunu komuta etmesini söylemişti. Balkanlar’ın kaderini belirleyecek olan savaş, Hristiyan Şövalyelerin hücumuyla başladı. Haçlıların bu öncü birliği, Osmanlı okçularının yoğun ok atışları altında kaldı. Safları bozulan süvarilere karşı, Osmanlı Piyadeleri kılıçlarını çekip hücuma kalktı. İki ordu da topyekûn birbirine girmişti. Sabahtan, akşamüstüne kadar 8 saat süren savaşın sonunda, Haçlılar ağır kayıplar vererek kaçmaya başladı. Yakup Çelebi de, Yıldırım Bayezid de ön saflarda çarpışarak savaşta büyük yararlılıklar göstermişlerdi. Kaçan düşmana son darbeyi vurması için Sultan I. Murad, oğlu Yakup Çelebi’yi görevlendirerek, şehzadenin emrindeki ordunun sol kanadıyla düşmanı kovalamasını söylemişti. Yakup Çelebi’de savaş alanından ayrılarak ordusuyla Haçlıların peşine düştü. I. Kosova Savaşı, büyük bir zaferle sonlanmış gibi görünüyordu. Fakat gün batmadan daha çok şey olacaktı…
Sultan I. Murad zaferin ardından ortalık sakinleşince, savaş alanında yürümeye başladı. Ancak yerde yaralı yatan Sırp soylusu Miloş Obiliç, sultanın geldiğini görünce birden kalkıp padişahı hançerledi. Miloş Obilliç hemen orada katledilse de, Sultan I. Murad bu hançer darbesi sonucu hayatını kaybetti.
İşte genç Şehzade Yakup Çelebi’nin kaderi de, bu olaydan sonra yazılacaktı…
(Devam Edecek…)