BARIŞ PINARI HAREKATI SONRASININ SORULARI…2

Evet şimdi gelelim, akıllarda ki sorulara… Soru şu: Madem ABD, PKK ve PYD üzerinde bu kadar etkin, TSK’nın onları öldürmesini istemiyor, onların da, hain ve sinsi saldırılarla, askerimizi öldürmesine mani olacak mı? PYD, Suriye rejim güçlerinin bayrağı altına savaşacak olursa ne olacak? ABD’nin bilgisi dışında böyle bir şey mümkün mü? Bu sonuç Rusya ile ilişkilerimizi nasıl etkileyecek?. Bu arada AB, BM, NATO, İngiltere, Fransa, Çin, Almanya, İtalya, İsrail, Mısır, İran ve Suudi faktörü bu süreçten nasıl etkilenecek? Sokaktaki insan şu sorunun cevabını arıyor: ABD niçin çark etti. Korktu mu, PYD’nin kaybından mı kaygı duydu? Yoksa NATO içinde bir krizi mi göze alamadı? Daha önce neden bu kadar sertti? Tehditle korkutmak mı istedi.? Yarın için bir garantimiz var mı? Bu çerçevede Evangelik kehanetlerin yön verdiği, bu işin teolojisi ne olacak? Trump seçim endişesi ile mi böyle davranıyor? Başka bir siyasi hesabı mı var, oyun mu oynuyor? ABD’deki muhalefet bu durumda şimdi ne yapacak? Hani ABD yargısı bağımsızdı!. ABD’nin ‘cici demokrasisini,’ ‘bağımsız cici yargısını sevsinler!’ Ha! Bu süreçte kim nerede duruyor gördük, öğrendik! Belki de en büyük kazancımız bu oldu. Aslında, bu gelişmeleri çok değil, çok çok iyi değerlendirmemiz lazım. Şimdi Erdoğan’a dikkat! Siyasi polemiklere ara verilen ve göreceli olarak, milliyetçilik duygularının kabardığı böyle bir zamanda, Erdoğan sürpriz birtakım kararlar alabilir. Ama hemen söyleyeyim insanların kafası çok karışık ve gönülleri çok kırılgan. Son olarak şu üzerinde mutabık kalınan 13 Maddede neler var: İki yakın NATO üyesiymişiz. Ve ABD bizim güney sınırına dair meşru güvenlik kaygılarını anlıyormuş! İki taraf ortak çıkarlar temelinde daha yakın eşgüdüm gerektirdiğini kabul ediyormuş. İnanırsanız… Taraflar. NATO topraklarını ve halklarını tüm tehditlere karşı koruma taahhütlerini muhafaza eder. BÇG’yi, FETÖ’yü, PKK’yı, PYD’yi, YPG’yi örgütleyenler söylüyor bunu bize. Her iki ülke, insan hayatı, insan hakları ile dini ve etnik toplulukların korunmasına yönelik taahhütlerini yineliyorlar. Yani yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır demeye getiriyor ABD. DAEŞ ile ortak mücadele var. 6. Madde Türkiye ve ABD, terörle mücadele harekatlarının yalnızca terör unsurları ile bu unsurlara ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereci hedef alması gerektiği üzerine mutabık kalır, ama ABD’ye göre PYD terör örgütü değil.. Ankara’nın şu taahhüdü, önemli: Türk tarafı Türk kuvvetleri tarafından kontrol edilen güvenli bölgedeki tüm meskun mahal sakinlerinin dirliği ve güvenliğini sağlayacağını taahhüt eder, sivillerin ve sivil altyapının zarar görmemesi için azami dikkati göstereceğini vurgular. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için de önemli idi ama bu sorun BM öncülüğünde çözümü taahhüt ediliyor. İnşallah BM’nin Filistin sorununun çözümüne katkısına benzemez bu iş. 9. Madde önemli, ama YPG’den terör örgütü olarak söz edilmiyor: Her iki taraf Türkiye’nin, YPG’nin ağır silahlarının toplanması ve YPG tahkimatları ile tüm muharip mevzilerinin kullanılmaz hale getirilmesi dahil, milli güvenlik kaygılarının giderilmesini teminen bir güvenli bölge kurulmasının devam eden önemi ve işlevselliğinde mutabık kalır. Güvenli bölgede TSK’nın önceliği var ama ABD ile eşgüdüm şartı var. YPG’nin 120 saat içinde geri çekilmeleri için operasyona ara veriliyor.. Harekat, bu geri çekilmenin tamamlanmasını müteakip durdurulacaktır. Yaptırımlar durduruluyor ve kaldırılıyor. Bu da önemli. 13. Madde: Her iki taraf bu açıklamada kaydedilen tüm hedeflerin uygulanması için birlikte çalışma taahhüdünde bulunmaktadır.

Doğrusunu isterseniz, bütün bu sorular kafalarda vız, vız, vız dönüyor. Acabalar hava da uçuşuyor. Olup bitenlere bakıldığında ister istemez bu sorular akla geliyor. Hatta daha fazlası da var. Şurası bir gerçek ki; gerek kişiler arası, gerek kurum ve kuruluşlar arası, gerekse devletler arası ilişkiler de en önemli unsur; ‘GÜVENDİR.’ Ancak, dönüp yakın tarihe baktığımız da, evet güveniyorum diyemiyorsunuz. Kuşku uyandıran, şüphelenmemizi gerektiren o kadar çok olay var ki, haliyle endişe ediyorsunuz… Süper güçlerle yatağa girmek, malum; ayıyla yatağa girmek gibidir. Sizi kullanır, kullanır, işi bitince kirlenmiş bir mendil gibi kaldırıp atar.

Ayrıca muhakkak olan bir şey daha var ki; devletler arasında, ne ebedi dostluk vardır, ne de ebedi düşmanlık… Sadece ve sadece, çıkarlar, menfaatler vardır. Şimdi, Lozan’ı tanımayan,

1936 Montrö ( Boğazlar anlaşması) anlaşmasının dışında kalan bir ABD ile BOP projesini hazırlayıp, adım adım uygulamaya koyan bir ABD’ye nasıl güvenilir.? Arap Baharı adı ile başlattığı harekatın son iki halkasında sapa sağlam kalan Türkiye ve İran, dize getirilmeden ABD, BOP projesinden vazgeçer mi?

2005-2009 yıllarının ABD Dışişleri Bakanı olarak görev yapan; Condoleezza Rice’nın BOP projesi hakkında söylediklerini unutmak mümkün mü? Ne diyordu ABD Dışişleri Bakanı?

-Ortadoğu, 22 küçük ülkeye bölünecek ve bu ülkelere biz hami olup, biz yöneteceğiz…

ABD bu hedefinden vazgeçti mi? Öyle olsaydı son kale Türkiye ve İran’ı her fırsatta parçalamaya, bölmeye, sürekli huzursuz etmeye çalışır mıydı? PKK ve onun uzantıları olan PYD,YPG gibi tescilli terör örgütlerine, 30 bin tır silah yardımı, 8 trilyon dolar sair yardımlar(bizzat Trump’un açıklamasıdır) yapar mıydı? En son teknolojik silahlarla donattığı bu terör örgütünü eğitir miydi? Peki bütün bunlar niçin? Sen kalk, 11 bin km. uzaklıktan Orta doğuya gel ve huzursuzluk çıkar. Peki neden? Bütün bunlar, büyük İsrail devleti için mi?

Kurulacak bir Kürt devleti ya da oluşturulacak bir Kürt koridoru için, bu kadar harcama yapması, çaba sarf etmesi neden? Kürtleri seviyormuş.! Hadi oradan, güldürme beni… ABD, ABD, sen kendinden başka kimseyi sevmezsin, sevemezsin. Kibrin ve tasladığın süper güçlük, buna manidir. Senin tek bir amacın var: Dünya ya egemen olmak. Dünyayı istediğin gibi yönetmek…Sanayinin ve tarımın çarklarını dünya ya göre döndürmek…

Yazacak, izaha muhtaç o kadar çok husus var ki…

SON SÖZ: ‘’ HEP UYANIK OLALIM, HEP UYANIK OLALIM… SAHTE ZEYTİN DALLARINA ALDANMAYALIM…’’