BARETLERDEN YANSIYAN IŞIK UMUDU AYDINLATIYOR

“Yer altında bizi görmediniz, yer üstünde bari duyun.”

Ankara’da hak arayan madencilerin hikayesi, sadece bir emek mücadelesi değil; aynı zamanda kararlılığın, tozlu yollardan başkentin soğuk betonuna uzanan bir direnişin öyküsüdür.

Ankara’nın soğuk betonları, bugünlerde yine tanıdık bir misafiri ağırlıyor. Yüzü kömür karası, alnı ak, elleri nasırlı maden işçilerini. Eskişehir’den yola çıkıp, seslerini sağır kulaklara duyurmak için başkente gelen Doruk Maden işçilerini.

Bu hikaye sadece bir alacak verecek meselesi değil; bu, yerin yüzlerce metre altında ölümle burun buruna çalışan insanların, yerin üstünde “yok” sayılmasına karşı verdikleri bir haysiyet mücadelesidir.

İşçi yerin altına indiğinde hayatını teslim eder. Bunun karşılığında beklediği tek şey, alın teri kurumadan hakkının verilmesidir.

Ancak Doruk Maden işçisine reva görülen; belirsizlik, bekleyiş, polis copu ve biber gazı oldu.

“Bizi yerin altında unuttunuz.”

Madencilerin Ankara’ya yürüyüşü ve ardından gelen açlık grevleri, aslında bir çığlıktır. O meşhur sarı baretlerin başkent caddelerinde parlaması, birilerinin konforunu bozuyor olabilir.

Tıpkı Akbelen’de Esra’nın çığlığından rahatsız olup, onu hapse attıran enerji patronları ve onların işbirlikçisi sendikacılarla onlara güzelleme yapanlar gibi.

Ancak unutulmamalıdır ki;

Madenci, hakkını ararken sadece kendisi için değil, emeğin kutsallığı için yürür.

O barikatların önünde bekleyen her bir işçi, evinde ekmek bekleyen bir çocuğun, yol gözleyen bir eşin umudunu taşır.

Bugün Doruk Maden işçisi” hakkımızı verin, işimize dönelim” diyor. Talepleri ne lüks bir yaşam ne de imtiyaz; sadece dökülen terin, yasalarla güvence altına alınmış karşılığı.

Ankara’nın gri binaları arasında yükselen bu ses, Türkiye’de emeğin geleceğine dair bir sınavdır. Eğer madenci, yerin altındaki karanlıktan çıkıp yerin üstündeki bu karanlığı yırtamıyorsa, bu sadece onların değil, adaleti savunan herkesin kaybı, bütün olarak toplumun ayıbıdır.

Görmezden gelmek, bu haksızlığa ortak olmaktır.

Çünkü maden işçisi sadece kömür çıkarmaz; o kazmanın her vuruşunda bir ülkenin sanayisini, geleceğini ve onurunu da sırtında taşır.

Şimdi sormak gerekmez mi!

“O baretlerin ışığı, vicdanları aydınlatmaya yetecek mi?”

Madenciler genellikle yerel işletmelerde (Soma, Ermenek, Zonguldak gibi) sorun yaşasalar da seslerini duyuramadıklarında rotayı her zaman Ankara’ya çevirirler.

Çünkü Ankara; karar mekanizmalarının merkezidir. Yasanın ve muhatabın olduğu yerdir. Sesin en gür çıktığı meydandır.

Kaldı ki onlar ne ücretlerine zam ne de ayrıcalık istiyorlar.

Onlar hak ettikleri ve devletin sahip çıkması gereken meşru alacaklarını istiyorlar.

Ödenmeyen kıdem ve ihbar tazminatlarını, aylarca biriken maaş alacaklarını, sendikal haklarının tanınmasını, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerindeki yetersizliklerin giderilmesini talep ediyorlar.

Onlar ki, ülkemizde yaşanan her türlü doğal afette en önde koşanlardır.

Onlar ki, yüzlerindeki kömür karasına inat toplumun en aydınlık yüzleri, en inançlı ve vicdanlı insanlarıdır.

Bu yazıyı yazdığım an itibariyle maden işçileri haklarını bir kez daha haykırmak için Enerji Bakanlığının önüne yürümek için yola çıkmak istediler ancak her zaman olduğu gibi yine polis engeliyle karşılaştılar.

Bir haftayı aşkın zamandır açlık grevinde olan, aylardır uzak kaldıkları ailelerinin ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için utanan maden işçileri yetkilileri de utanmaya davet ediyorlar.

Ama ne mümkün!

Onlar açlık nedir, yoksulluk nedir bilmezler ki!

Bırakın günlerce aç kalmayı, kahvaltısı yarım saat geç gelse şiddet uygulayan patronlar, aylık 500 bin lira maaşlarıyla mutlu mesut yaşayan vekiller, aynı anda üç-beş yerden maaş alan saray yandaşı bürokratlar ne bilsin açlık grevini!

Bodrum’da turizm işçileri de en meşru hakları grev için alanlarda.

Yıllardır toprağını, havasını, suyunu savunmak için mücadele eden yiğit Akbelen köylüleri de onlarla dayanışma için ziyaretlerine geldiler.

Şimdi onlar Milas adliyesinden gelecek Esra Işık’ın tahliye haberini beklerken, bir yandan Ankara’da ki maden işçileriyle dayanışıyor, bir yandan Toleyiş işçilerine destekten de geri durmuyorlar.

Madencini yüzündeki kömür karasıyla Akbelen’deki köylülerin gözlerindeki zeytin karası ülkemizin aydınlık geleceğinin bir simgesi haline geldi.

Şimdi gün, mücadeleyi büyütme, birlik olma ve dayanışma günüdür.

AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 27.04.2026/BODRUM