Barajlardaki seviye yüz güldürdü

Adana geçtiğimiz yıl belki de son yılların en tedirgin edici yaz ve sonbahar dönemlerinden birini yaşadı. Kavurucu sıcaklıkların etkisiyle birlikte yağışların yok denecek kadar azalması, sadece insanları değil toprağı, tarımı ve su kaynaklarını da adeta susuz bıraktı. Özellikle Çatalan Barajı ve Kozan Barajı çevresinden gelen görüntüler, kuraklığın boyutunu gözler önüne seriyordu. Aylar boyunca suyun metrelerce çekildiği alanlarda çatlamış toprak görüntüleri ortaya çıkmış, vatandaşlar ise “Acaba yazın susuzluk yaşanır mı?” endişesi taşımaya başlamıştı.

Adana gibi tarımın kalbi sayılan bir şehirde su yalnızca günlük ihtiyaç anlamına gelmiyor. Su; üretim demek, bereket demek, çiftçinin umudu demek... Çukurova’nın verimli topraklarını ayakta tutan en önemli unsur olan sulama kaynaklarının alarm vermesi, doğal olarak herkesi kaygılandırmıştı. Çünkü Adana’da kuruyan yalnızca barajlar değildi; aynı zamanda insanların geleceğe dair umutları da biraz eksiliyordu.

Geçtiğimiz yaz boyunca sıcaklık rekorları kırıldı. Nemle birleşen bunaltıcı hava hayatı zorlaştırırken, tarım alanlarında sulama ihtiyacı her zamankinden daha fazla arttı. Ancak tam da bu dönemde yağışların yetersiz olması, barajlardaki seviyelerin hızla düşmesine neden oldu. Özellikle Çatalan Barajı’nda ortaya çıkan görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırmış, vatandaşlar su tasarrufu çağrıları yapmaya başlamıştı.

Derken beklenen oldu ve kış mevsimi Adana’ya adeta ilaç gibi geldi. Uzun süredir özlenen yağmurlar sonunda toprağa düştü. Seyhan Havzası boyunca etkili olan sağanak yağışlar, Toroslar’daki kar yağışıyla birleşince akarsular yeniden canlandı. Aylarca susuzlukla mücadele eden dereler akmaya başladı, kuruyan alanlar yeniden suyla buluştu.

Kış boyunca yağan yağmurlar yalnızca barajları doldurmadı; insanlara da moral verdi. Çatalan ve Kozan Barajı’ndaki su seviyelerinin yükselmesiyle birlikte özellikle çiftçilerin yüzü yeniden gülmeye başladı. Çünkü çiftçi için barajdaki su, sadece bir rakam değil; ekilecek ürünün garantisi, alınacak verimin güvencesidir.

Bugün gelinen noktada barajların yeniden nefes alması elbette sevindirici... Ancak bu durum bize çok önemli bir gerçeği de yeniden hatırlatıyor: İklim değişikliği artık kapımızda değil, hayatımızın tam ortasında. Bir yıl önce kuraklık alarmı veren bölgelerin birkaç ay sonra yağışlarla toparlanması doğanın dengesinin ne kadar hassas hale geldiğini gösteriyor.

Eskiden mevsimler daha öngörülebilirdi. Yaz sıcak olurdu ama bu kadar yakıcı değil, kış yağışlı olurdu ama bu kadar düzensiz değil. Şimdi ise bir yıl aşırı kurak geçerken diğer yıl ani ve yoğun yağışlarla karşılaşabiliyoruz. Bu da su yönetimini her zamankinden daha önemli hale getiriyor.

Barajların dolmuş olması rehavete kapılmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Çünkü su tasarrufu artık bir tercih değil zorunluluk. Bugün dolu görünen barajlar, bilinçsiz tüketim ve kontrolsüz kullanım devam ederse birkaç yıl içinde yeniden alarm verebilir. Özellikle tarımsal sulamada modern sistemlere geçilmesi, damlama sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve suyun daha verimli kullanılması gerekiyor.

Adana’nın bereketli toprakları yıllardır Türkiye’yi doyuran en önemli üretim merkezlerinden biri oldu. Narenciyeden karpuza, mısırdan sebzeye kadar birçok ürün bu topraklarda yetişiyor. Ancak bütün bu üretimin temelinde su var. Eğer su kaynaklarını koruyamazsak, gelecekte yalnızca kuraklık değil gıda sorunu da kaçınılmaz hale gelebilir.

Bugün Çatalan Barajı’nın yeniden dolmaya başlaması güzel bir haber. Kozan Barajı’nın yeniden eski görüntüsüne kavuşması umut verici. Fakat bu tabloyu yalnızca doğanın bize sunduğu bir şans olarak görmek gerekiyor.

Belki de bu kışın bize verdiği en önemli mesaj şudur: Su varsa hayat var. Ve o hayatı korumak artık hepimizin ortak sorumluluğu.