“Bana niye yan baktın?”

Çocuklar, doğduklarında şiddeti bilmezler. Şiddeti öğrenirler. Evde, okulda, sokakta, televizyonda... Bir bakışta, bir sözde, bir suskunlukta, bunlara şahit olurken de kendi kimlikleri de yavaş yavaş şekillenir.

Çünkü şiddet, çözüm üretmeyen ama güçlü hissettiren bir "dil" gibi sunuluyor onlara.

Şiddet, sadece kötü niyetli birkaç insanın sorunu değil; hepimizin dolaylı veya doğrudan katkıda bulunduğu bir kültürün sonucu.

Gün geçmiyor ki ülkede şiddet haberleri medyaya düşmesin…

İnsan, televizyonda haber dinlemeye, sosyal medyada haber bakmaya korkuyor.

Hem de öyle böyle şiddet değil, birçoğu yaralanmalı ya da ölümlü…

Kadın cinayetleri, mafya hesaplaşmaları, komşu kavgaları, sokak çatışmaları, Trafikte, yolda, sokakta şiddetle karşılaşabiliyoruz.

Olacak şey değil! Toplum bu kadar mı bozuldu? Çok mu gerilere gittik?

Her gün medyaya onlarca şiddet haberinin düşmesi, saçma sapan nedenler sonucu insanların birbirini yaralaması, öldürmesi ülkenin ne kadar gerilere savrulduğunu gösteriyor.

Yolda yürürken, yanından geçen birisine, “Bana niye yan baktın?” diyerek, kavga çıkarması…

Ev sahibinin kira meselesi nedeniyle, kiracıyı öldürmesi veya kiracının, ev sahibini öldürmesi…

Trafikte “yol vermedin” tartışmaları…

Ve bu çağda; “Komşunun tavuğu, bizim bahçeye girdi” kavgaları… Olacak iş mi Allah aşkına?

Toplum olarak kendimizi ciddi ciddi sorgulamalıyız.

Bize düşen insanların yaşam haklarına saygı duymak, insan gibi yaşamak…

Bırakınız ölmeyi, öldürmeyi! Şiddet neyi çözer? Ya da şu ana kadar neyi çözdü? Sevmeli, sevilmeliyiz…