BABALAR VE OĞULLARI-2

Çocukluk yıllarında okulların tatile girdiği ertesi gün dükkanların yolu tutulurdu. Gerçi masraftan başka bir işe yaramazdık ama sokakta oynayıp, kavga edip, kolumuzu ve bacağımızı yaralamaktan daha iyiydi. Babanın gözetiminde, yapmış olduğu meslekten ne kapılırsa o kardı. Hem evde başını belaya sokmaktan kurtulan bir çocuk, hem de evin çeki ve düzenini sağlayan annelerimiz çok daha rahat ederdi.

O dönemlerde ilkokulu bitiren bir çocuk mağrur ve gururla babasından bir hediye beklerdi. Çocuk gerek korkudan, gerekse utancından babasından bir şey isteyemezdi. İlkokul bitmiş ve babasından bir bisiklet isteyen çocuğu örnek alalım. İçindeki heyecan ve korkuyla karışık, cesaretini toplayan bir çocuk aynen şöyle soru sorar babasına; ‘Babacığım! Sınıfı pekiyi ile geçtim. Karne hediyesi olarak bisiklet alır mısınız?’ Soruyu sorma cesareti gösteren çocuğun babasından aldığı cevap aynen şöyledir;‘Gel evlat, sana bisiklet alalım.’ Sevinçten havalara uçar çocuk. Baba evladının elinden tutar ve tanıdık bir esnafa götürür. Çocuk şokta! Ne bir soru sorabiliyor, ne de bir söz söyleyebiliyor. Heyecanla ne olacağını bekleyen çocuğun babası aynen şöyle der; ‘Komşu, oğlum sana emanet. Okul başlayana kadar yanında çalışsın. Eti senin, kemiği benim!’ İtiraz etmek, karşı gelmek, yapmam demek o dönem hiçbir çocuğun cesaret edeceği bir durum değildi. Baba şefkatle çocuğunun ensesinden okşayarak, ‘İşte evlat, burada önce para kazanacak, sonra kendine o istediğin bisikleti alacaksın’ der. Ne ağlanabiliyor, ne itiraz edilebiliyordu. Hiçbir çocuğun haddine düşmemiştir böyle davranışlar. Akşam olup işten gelen çocuğa baba yanına çağırarak sorar, ‘Evlat, ilk iş günün nasıldı? Para kazanmak nasılmış ?’ Yorgunluktan bitmiş olan çocuk, dudaklarını büzerek ağlamaklı bir şekilde, ‘Evet babacığım çok güzeldi. Ama çok yoruldum’ der. O çocuğun babası tüm gururu ve heybeti ile aynen şu sözleri söyler, ‘Şimdi istediğin o bisikleti alabiliriz evlat…’ Babalar çocuklarını hayata işte böyle hazırlardı…

  1. bir baba için kız evlat ne anlama gelir? Babalarımız kız evlatlarına bir başka sevgi beslerdi. Özellikle ilk doğan kız çocuğu babasının kıymetlisi olurdu. Annesine benzetilen kız çocuğu, baba eve geldiğinde hizmet etme görevini gönüllü yapardı. Maksat baba gözünde kıymetinin bir kat daha artması. Diğer kardeşlerden biraz daha üstün olma çabası. Yaptıkları ve davranışlarıyla göze giren kız evlat artık dokunulmazdır. Babasının prensesi, kıymetlisi ve ilk göz ağrısı olmuştur. (Bu kız çocuklarından kardeş olarak neler çektik neler! Anneden çok annelik taslamalar. Temizlik yapılacaksa evden kovmalar vs.) Her ne kadar erkek evlat veliaht tahin edilse de, kız çocuklarının yeri hep başka oluyor. Kıskançlık değil de, sanki biraz ayrımcılık vardı.

Çocukluk-ergenlik-gençlik derken evlilik çağına gelinir. Evliliğin ilk yıllarında nasihatlerde bulunurdu eli öpülesi babalarımız. ‘Oğlum, artık evlendin. Yakında sende baba olacaksın. Elinde bir mesleğin var, ama işsiz kalacak olursan okul yıllarından kalma, yapmak istemediğin mesleği yapar aç ve açıkta kalmazsın’ der. İnanın babalarımızın dediklerinin hepsi çıkıyor. İşsiz kaldığımız dönemlerde o beğenmediğimiz, yapmak istemediğimiz ikinci meslek rızkımı çıkarmamıza yardımcı oluyor. Can simidi gibi imdada yetişen, ele-güne muhtaç olmadan o mesleği yapar hale geliniyor. Babalarımızın başka bir öğüdü ise aynen şöyledir, ‘Artık tek başına değilsin, senin de bir ailen var. Sorumlulukların var. Bu sorumlulukların daha da artacak. O yüzden sen, sen ol sakın ola kapına alacaklı getirme. Evin reisinin para kazanmasından daha önemli olan şey de itibarıdır. Ne karına, ne çocuğuna, ne de komşularına karşı sakın ola itibarını yitirme’ diye söyler o eli öpülesi babalarımız. Daha vereceğim çok örnekler var, ama onları da yazsam değil bir köşe yazısı, resmen roman olur bu yazı.

Şimdiki zamane babaların hangisi böyle davranabiliyor? Ya da tam tersi orantıda hangi evlat babalarının istediği gibi davranıyor? Eş-dost sohbet sırasında illaki bu konulara değiniliyor ve o eski günler özlemle anılıyor. Peki, evlatlar babalarına gereken saygı-sevgi ve hürmeti gösteriyor mu? Çok nadir!

Babalarımız şimdiki zamane babalara göre daha sert, daha cesurdu. Evlatları arasında asla ayrım yapmaz ve adaletli davranmayı bilirlerdi. Benim babam da işte o örnek verdiğim babalardan biriydi. (Mekanın cennet olsun babam.) Şimdiki babalar, çocuklarının altında ezildiği bir dönemden geçse de baba, babadır. Kıymet bilmeli, sevmeli-saymalıyız. Sevdiklerimizin kıymeti kaybetmeden önce bilinmeli. Yoksa bu dünyadan göç edip gittikten sonra kıymet bilmişsiniz ne fayda…