Azrail’e kafa tutan adam-2

Zaro Ağa, Ortaköy Camii, Nusretiye Camii, Selimiye Kışlası ve Dolmabahçe Sarayı inşaatlarında çalışmış. Hepsinde emeği varmış.

Çok emek vermiş, çok çalışmış.

İstanbul yaşantısında hamallık yapmış ve Hamallık Teşkilatı’nı kurmuş.

Hayat serüveni o kadar uzun sürmüş ki, pek çok macera yaşaması, bizlerin kitaplarda okuduğu olaylara bizzat şahit olması kaçınılmaz olmuş.

Örneğin; Zaro Ağa henüz 38 yaşında iken, ki sene 1812, Napolyon Savaşları’nda yer almış ve Mısır Cephesi’nde Fransızlara karşı savaşmış.

Daha sonrasında sanayi ve endüstri devrimlerini de gören Zaro Ağa, 80’li yaşlarındayken Kırım Savaşı patlak veriyor.

Kırım Savaşı ve Rus Harbi derken bu savaşları da atlatan Zaro Ağa’nın önündeki bir sonraki savaş, I. Dünya Savaşı oluyor.

Ve Zaro Ağa da artık 140’lı yaşlara merdiven dayıyor!

***

150’li yaşların sonundayken Zaro Ağa, ömrünün son yıllarında iki Amerikalı Musevi tarafından iyi bir hayat vaadiyle kandırılarak Amerika’ya götürülmüş.

Zaro Ağa, NewYork’ta törenle karşılanmış. Ama boşuna değil elbette.

Zaro Ağa’ya güzel kıyafetler giydirilmiş ve belki de 150 yıllık yaşamının en büyük kazığı atılmış Amerika’da.

Aaro Ağa’yı Amerikaya götüren kişiler, onu sirklerde “Dünyanın en yaşlı insanı” sıfatıyla pazarlamaya, Zaro Ağa üzerinden para kazanmaya başlamışlar.

Ağa’yı öpmek için 15 dolar, sadece fotoğraf çektirmek için 10 dolar ücret ödüyorlarmış.

Bu şekilde eyalet eyalet gezip, birçok sirkte Ağa üzerinden on binlerce dolar kazanan dolandırıcılar, en sonunda Ağa’yı meteliksiz bir biçimde İstanbul’a geri bırakıyorlar.

İstanbul’a bırakılan Zaro Ağa’ya yapılan tetkiklerde ciğerlerinde ve kalbinde anomaliler tespit edilmiş.

Yaşının getirdiği ağırlığa ve hastalıklara daha fazla dayanamayan Zaro Ağa, 1934 yılında hayata gözlerini yummuş.

***

140’lı, 150’li, 160’lı yaşları görmek…

Bu bir mucize olmalı.

Zaro Ağa, gerçekten de en uzun yaşayan Türk olarak tarihteki yerini almış ve ’Ruhunu Azrail’e Teslim Etmeyen Adam!’ olarak kayıtlara geçmiştir.

Her ne olursa olsun insanın yine de ‘Hey Maşallah!’ diyesi geliyor.

Yazımın ilk bölümünde belirttiğim gibi, şahsen o kadar yaşamak istemem.

Ne sevdiklerimin acısını görmek, ne de elden ayaktan düşmeyi isterim.

Allah yine de her şeyin hayırlısını versin…