Son zamanlarda yaşanan ve gözle görülen toplumsal yozlaşmanın nedenlerini araştırıyor, düşünüyor ve inceliyorum. Her şeyden önce ve herkes tarafından bilinir ki; toplumun önünü açan, insanlara rehberlik eden, insanların gelişme ve ilerlemesinin ana kaynağını oluşturan en önemli unsur, o toplumun aydınıdır.
Böyle bir konuyu uzun zamandan beri yazmak istiyordum, ama ancak bugün araya sıkıştırma gereği hissediyorum.
Evet, toplumun aslında aynası o toplumun aydınıdır. Peki aydın kimdir? Yaşadığı toplumu bütün değerleri ile inceleyen, doğruları ve yanlışları geçerli ölçülerle belirleyen, yanlışları düzeltip doğruların korunmasını amaç edinen toplum önderidir. Bu tanımı doğru kabul eder isek, bu ölçülere uyan kaç aydına sahibiz acaba diye merak etmemek mümkün mü?
Belki vahşi kapitalizmin bütün insanlığa kurduğu tuzak nedeni ile dünya ölçeğinde bir gerçek aydın eksikliği gözlenebilir ama biz öncelikle ülkemiz ve toplumumuzla ilgilenmek durumundayız. Konumu gereği aydın nitelemesi ile ilişkilendirilecek kişiler toplumun rehberi olma özelliklerinden vazgeçmiş görünüyorlar. Bunun açık göstergelerinden olanı, aydının birey olmayı yanlış anlamış ve yanlış uyguluyor olmasıdır. Böyle olunca birey olmakla bencil olmak, sadece kendisi için yaşamak birbirine karışmaktadır. Aydın sorumluluğu diye bir ölçü var. Bu ne demek? Aydın ölçüsüne uyması gerekenlerin, kendi konumlarını korumak koşuluyla çevresine örnek oluşturması demektir. Dolayısıyla aydının sorumluluğunu uygulayabilmesi için sadece kendine dönük bir hayat tarzını tercih etmemesi şarttır. Bugün baktığımızda bu sorumluluk maalesef kaybolmakta ve tam tersine aydın yozlaşması biçimine hızla dönüşmektedir. Geldiğimiz bu aşamada insanımızın tarihsel basireti oldukça önem kazanmaktadır. Türk insanının tarihten gelen bir milli birikimi olduğunu elbette biliyoruz. Bu birikim umarım aydın yozlaşmasının bütün toplumda yarattığı ve yaratacağı yozlaşmayı durdurur ve engeller. Toplum elbette tek tek insanların bütünüdür. Bu durumda bütünün parçalarının her biri birbirine bağlıdır ve birbiri ile olan içiçelikle varlıklarını korur ve devam ettirirler. Bu nedenle bu parçalardan bozulanların zararlarını diğer parçaların doğru çalışması engelleyecektir. Biz Türk Milleti olarak Milli Mücadele döneminde bu anlattıklarımı doğrulayan çok güzel bir örnek oluşturduk. Yine yaparız, yine yapacağız. Toplumumuzda kendine çalışan, bencil aydın sorumluluğundaki yozlaşmayı Türk Milleti durduracaktır. Bu zor ve çok ağır dönemi aşmanın tek yolu olarak da zaten Türk Milleti'nin tarihi birikimi kalmıştır. Bu birikime güveniyoruz. Çünkü Milli Mücadele önderleri de o birikime güvenerek yola çıktı ve başardı.
Bir konuyu daha anlatmam gerek. Nedir o? Aslında adını bile anmak istemediğim bir kişi ile ilgili bir konu: Leyla zana! Bursa seyircisi ona ağır sözler söylemişmiş de bilmem neymiş. Bazıları da bunun üzerine atlayıp Bursa seyircisine karşı sözlerle cevap verip o kişiye dolaylı veya dolaysız destek veriyor. Bakın, küfür ve hakaret etmeyin diye bir yaklaşımı ben de destekliyorum. Ama, gerekene gerektiği gibi bir tepki koymak şarttır. Bu konuda hiç bir tereddüt yoktur. Meydan boş değildir. Zaten bir çok stadyumda Bursa seyircisine verilen destek de bu durumu gösteriyor. Türk insanının hangi görüş ve düşüncede olursa olsun, tepkisini hep beraber gösterebildiği yer olarak stadyumu görüyoruz.