AYDIN BOYSAN VE RAKI SOFRALARI

Hababam sınıfının sevilen Mahmut Hocası Münir Özkul, ardından İstanbulrakı sofralarının ünlülerinden, mimar Aydın Boysan, bu dünyadan göçtüler. Mahşeri bir kalabalıkla, toprağa verildiler.

Rakı, milli içkimiz. 1944’te çıkarılan yasa ile, sadece TEKEL rakı imal ediyordu. Sonraları, devreye özel sektör girdi ve rakı kalitesi yükseldi.

Günümüzde, konan vergiler yüzünden rakılar, çok pahalı. Ucuz rakılarda, sağlığa zararlı, hatta öldürücü.

Dinimiz içkiyi yasaklar. İçenler eskiden, Osmanlı zamanında, cezalandırılırdı. Ama Sultan II. Selim, III. Murat, IV. Murat ve Abdülmecit içki içenlerden.

Rakı sek te içilir, su ve soda ile de. Buz da kullanılabilir. Rakıya önce su konur, gerekirse buz. Sudan önce buz ilave edilirse, kristalleşme olur.

Güneşin batışını, kadehte görerek içmek, ayrı bir zevk. Yalnızken de içilir ama, dost ve arkadaşla olursa, daha hoş. Mezesiz olmaz bu sofra. Mezeler doyumluk değil, tadımlık olmalı. Kırmızı turp, Yahya Kemal’in göz mezesi imiş.

Rakı azar azar, yavaş yavaş içilmeli, aksi halde dil peltekleşir, baş düşer, yalpalama başlar, kimileri de uyur, kusar.

Bu sofralar, gerçek kişilikleri ortaya çıkaran bir sınavdır. Seviyeli, dostane, herkesin katılacağı tatlı sohbetler yapılmalı ve nazik davranılmalı.

İçkinin kötü, tehlikeli ve tedavisi güç olan tarafı, alkolizm ve dipsomaniliktir.

Birçok ünlü rakıcılarımız oldu. Bekri Mustafa, Şair Eşref, Neyzen Tevfik, Ahmet Rasim, Osman Nihat, Orhan Veli, Sait Faik, Ümit Yaşar Oğuzcan, Aydın Boysan bunların en tanınmışları.

Neyzen Tevfik, bir meyhane tuvaletinin dar koridorunda, bir külhan beye “Müsaade edin de, geçeyim” deyince, külhan bey “Ciğeri beş para etmezlere, ben yol veremem” der. Neyzen de “Ben veririm” diye cevabını yapıştırır.

Atatürk’ün akşamki rakı sofraları, tarih, kültür, sanat, devrimlerin tartışıldığı, fikir-düşünce sofralarıydı. Sevdiği ve içtiği rakı Dimitreopula. Rakısını sadece, Çorum’dan gelen beyaz leblebiile içer, içkisi bittikten sonra yemeğini yermiş. Yemeği de, etsiz kuru fasulye, pilav, omlet ve karnıyarık. Ne soğan, nede sarımsak olmazmış sofrada. Bu sofralarda, ünlü sanatçılar tarafından da, Türk sanat musikisi icra edilirmiş.

Türk orduları 9 Eylül 1922’de İzmir’e girip, Yunanlıları denize döktü. Birkaç gün sonra, Atatürk İzmir’e geliyor ve Kremer Oteline yerleşiyor. Akşam şef garsondan rakı istiyor ve Yunan Kral’ı Konstantin, bu otele gelip rakı içti mi? diye soruyor. Hayır cevabını alınca da “Öyleyse, İzmir’i niye istemiş ki?” sözünü ediyor.

Yitirdiğimiz Aydın Boysan, rakıyı adabıyla içen, neşesiyle, esprisiyle, rakı sofralarının aranan ve sevilen bir üstadıydı. Şimdi o sofralar onsuz, ama, ruhuna ve hatırasına kadehler kaldırılacağına, eminim. Nurla içinde yatsın.