AVRUPA BİRLİĞİ İLE İLİŞKİLERİN EKONOMİMİZ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Avrupa birliği yasama meclisi geçtiğimiz hafta Türkiye'ye yaptırım uygulanması kararı aldı. Avrupa Birliği'nin güncel hukuki yapısı gereği ,bu kararın tavsiye niteliğinde olduğunu belirtmekte yarar bulunmaktadır. Ancak, Birliğin en önemli karar organı olan Avrupa Birliği Konseyi'ni, Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin benzeri istemle toplantıya çağırması işin rengini değiştirmiştir. Çünkü, Konseyde alınacak karar uygulamaya dönük olacaktır. 2002 yılında Çukurova Üniversitesi'nde Avrupa Birliği yüksek lisansı eğitimi almış biri olarak, söz konusu gelişmelerden ülkem için aşırı kaygılandığımı ifade etmek istiyorum. Zayıf bir ihtimal de olsa, Konsey'de yaptırım kararı alınması halinde, ülkemiz ekonomisinin olumsuz etkileneceği tartışmasız bir gerçektir. Avrupa'nın alternatifi sayılacak ülkelerde de durum farklı değildir. Amerika Birleşik Devletlerinin yasama organlarında KATSA yaptırımları diye kısaca özetlenen müeyyidelerin de gündeme gelmesi işin tadını iyice kaçırmaktadır. Aynı şekilde, başta komşularımız olmak üzere Katar haricindeki körfez ülkeleri ile ilişkilerimiz ise herkesin bilgisi dahilinde bulunmaktadır. Böyle bir tablo her şeyden önce rahatsız edicidir. Yüzde yüz haklı bile olsak, günümüz dünyasında, mevcut durumun sürdürülmesi mümkün değildir. Nitekim, mevcut siyasi iktidarın en üst düzeydeki yetkilileri, çoğu zaman, düşmanlarımızı azaltıp, dostlarımızı çoğaltacağız şeklinde beyanda bulunmuşlardır.

İlişkilerimizin bozulma noktasına gelen Avrupa Birliği, 28 ülkeden oluşan, 445 milyon nüfusa sahip, 18.205 trilyon dolarlık yurt içi gayri safi milli hasılası ile A.B.D.den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücüdür. Birliği oluşturan ülkeleri tek başına değerlendirdiğimizde; Almanya'nın dünyada 3.863 trilyon dolarlık ekonomisiyle dördüncü sırada, Birleşik Krallığın 2.743 trilyon dolarlık ekonomisiyle altıncı sırada, Fransa'nın 2.707 trilyon dolarlık ekonomisiyle yedinci sırada yer aldığı açıkça görülmektedir. Birliğe sonradan katılan Balkan ülkelerini hariç tutarsak, diğerlerinin hukuk, demokrasi, insan hakları, resim, müzik, sinema gibi sanatsal etkinlikleri, bilim ve teknoloji düzeyi dünya ortalamalarının üzerindedir.Birlik Ülkeleri, nüfusunun yaşlanmasına paralel düşen tüketimine rağmen , kişi başına ortalama 35.000 doları bulan milli geliri ile iştah açıcı bir pazar niteliğindedir. Gelişmekte olan ülkeler; değinilen coğrafyaya mal satarak zenginleşebilir, demokrasi, hukuk ve insan hakları alanındaki eksiklerini giderebilir, sanat, bilim ve teknolojideki açıklarını, iyi örnekler seçerek kapatabilirler. Kısaca kıta eski ihtişamında olmasa da hala cazibesini devam ettirmektedir.

Birlik ile ilişkilerimiz kopma noktasına gelir ise ülkemizin ekonomisini bekleyen tehlikeler nelerdir? Bu sorunun cevabını birlikte arayalım. Hepimizin aşını, işini, emekli maaşını doğrudan etkileyen temel göstergelerden gitmek en doğrusu olacaktır.İhracat ile başlayalım mesela...Türkiye toplam ihracatının % 50'sini Avrupa Birliği'ne yapmaktadır. Dünyada en fazla ihracat yaptığımız ilk üç ülke Almanya, İtalya ve Birleşik Krallıktır. Düşünmek bile istemiyorum, ancak, ihracatımızı etkileyen bir yaptırım gelirse halimizin nice olacağını anlatabilecek birisi var mı? İkinci en büyük gelir kaynağımız turizm. Burada da benzeri bir tablo ile karşı karşıyayız. Rusya'yı saymaz isek ülkemize en fazla turist Avrupa Birliği ülkelerinden gelmektedir. Üstelik birlik ülkelerinden gelen turistler, Rus turistlerden daha zengin olduğundan daha fazla harcama yaparak, daha yüksek gelir bırakmaktadır. Salgın nedeniyle can çekişen sektör, olası bir yaptırım kararını nasıl atlatır doğrusu bilemiyorum. Geldiği ülkelerde, fabrika, iş yeri, ticarethane açarak iş,aş, gelir, teknoloji getiren doğrudan yatırımlarda ülkemiz son beş yılda çok kan kaybetti. Yine de ülkemize gelen doğrudan yatırımların % 83'nün Birlik üyesi ülkelerden gelmektedir. Birlik ile ilişkilerin bütün bunların ışığında düzenlenmesi hepimizin yararınadır.

Saygılarımla