Atatürk’ün Ailesinin Acı Hayat Hikâyesi Mustafa Kemal Atatürk… Büyük lider, Başkomutan, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız. Çocukluğu, eğitim hayatı, katıldığı savaşlar ve daha birçok önemli icraatları var. Kısacası; bugün Atatürk hakkın

\n\nMustafa Kemal Atatürk… Büyük lider, Başkomutan, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız. Çocukluğu, eğitim hayatı, katıldığı savaşlar ve daha birçok önemli icraatları var. Kısacası; bugün Atatürk hakkında pek çok şey biliyoruz. Ancak annesi Zübeyde Hanım ve babası Ali Rıza Efendi'nin acılarla dolu hayatını daha önce hiç duymuş muydunuz? Film gibi hikâyenin sizleri duygulandıracağına eminim. Buyurunuz…\n\nAraştırmacı-Yazar Soner Yalçın’ın anlattığı bir rivayete göre; \nAli Rıza Efendi bir gün rüyasında aksakallı bir adam görür. Bu adamın yanında oldukça alımlı, sarışın bir kız bulunmaktadır. Aksakallı adam, Ali Rıza Efendi’ye sarışın kızı göstererek; ‘Bu senin kısmetindir’ der ve ortadan kaybolur. Ali Rıza Efendi rüyadan uyanıp ailesinin yanına giderek, ‘Bana evlenmem için sarışın bir kız bulun’ der. Ardından aile, onun için bir kız aramaya başlar. Sonunda Feyzullah Ağa’nın kızı Zübeyde Hanım’ı bulurlar. \nZübeyde Hanım; beyaz tenli, mavi gözlü, kumral bir kızdır. Aileler ikna edildikten sonra evlilik gerçekleşir ve mutlu bir yuva kurulur. Ali Rıza Efendi, Zübeyde Hanım’a o kadar âşık olmuştur ki, ona; günümüz Türkçesi’yle ‘Cennetimin Gül Bahçesi’ anlamına gelen ‘Gülzar-ı Cennetim Zübeyde’m’ diye hitap eder.\n\n***\nEVLAT ACISI İLK DARBEYİ VURUR…\nYıllar bu şekilde akıp giderken Ahmet, Ömer ve Fatma adında 3 çocukları olur. Ancak bu mutlu yuvaya bir matem düşer. Kızları Fatma, henüz 1 yaşına gelmeden verem hastalığına yakalanır, bu yüzden de hayatını kaybeder. Evlat kaybı onlara ilk darbeyi vurmuştur. \nArdından Osmanlı-Rus Savaşı patlak verir. Ülkedeki erkekler toplanıp, savaşın yolunu tutarlar. Ali Rıza Efendi de, Selanik’te kurulan Yardımcı Askerler Birliği’ne katılır. O dönemlerde okuma-yazma oranı çok düşüktür. Ali Rıza Efendi, okuma-yazma bildiği için üsteğmenliğe yükseltilir. 2 yıl boyunca orduya hizmet ettikten sonra, askerlik hayatı sona erer. Kendisine ve ailesine bakabilmek için yeni bir iş arayışına koyulur. Sonrasındaysa; Osmanlı-Yunanistan sınırındaki Olimpos Dağı’nın eteklerine gümrük muhafaza memuru olarak atanır. Selanik’e 120 Km. uzaklıkta bulunan, ormanlarla kaplı bu alan korkunç şekilde ıssızdır. Yakınlarda hiçbir yerleşim yeri yoktur ve yalnızca görevliler burada kalmaktadır. Ayrıca bu dağlar Rum eşkıyalarının cirit attığı bir bölgedir. Böyle tehlikeli bir yerde bulunmak aileyi tedirgin etse de, ekmek kaygısı ağır basar. Özellikle Zübeyde Hanım bu kasvetli yerde yaşamaktan hiç memnun değildir. \n\nTAM HER ŞEY YOLUNA GİRDİ DERKEN…\nGünler böyle geçerken kaderin kötü cilvesi yine devreye girer ve evlat acısı bir tokat daha atar. Oğulları Ömer hastalanır ve ilaçsızlıktan dolayı hayatını kaybeder. Zübeyde Hanım bundan sonra çok ağır bunalımlar yaşar. Ellerinde kalan son evlat Ahmet’tir. Ona sımsıkı sarılarak hayatlarına devam etmek zorundadırlar. Sonraki süreçte Ali Rıza Efendi, buradan kurtulmanın yollarını arar. Cafer Efendi adındaki bir kereste tüccarıyla tanışır ve onunla ortak olur. Memurluktan ayrılarak kereste tüccarlığına atılan Ali Rıza Efendi, işleri yoluna koymaya başlamıştır. Yakında Selanik’e dönme planları yapar, aynı zamanda Zübeyde Hanım’da yeniden hamile kalmıştır. \n\nTam her şey yoluna giriyor derken, öyle acı bir olay yaşanır ki; ailenin hayata tutunmalarını sağlayan son çocuk Ahmet hastalanır ve hayatını kaybeder. Küçük çocuk Ahmet, sahil kenarındaki bir mezara defnedilir. Gömüldüğü gün şiddetli bir yağmur ve fırtına çıkar. Dev dalgalar mezarlığı tarumar eder. Bu yüzden dalgalar, mezarında yatmakta olan minik Ahmet’in bedenini dışarı çıkarır. Dağlardan inen ak çakallar da Ahmet’in bedenini yemeye başlar. Sabahında haberi öğrenen Zübeyde Hanım, koşarak oraya gider ve bu manzarayı gözleriyle görür, oracıkta bayılır. Bu olaydan sonra Zübeyde Hanım’ın ruhsal dünyası yerle bir olmuştur. Artık uykular kâbus, uyanıklık eziyettir, mutluluk namına hiç bir şey yoktur. \nAli Rıza Efendi, buradan kurtulup güzel bir hayat yaşamak için işlerine daha çok asılmaya başlar. Bir an önce para biriktirmeli ve bu kasvetli, korkunç yerden karısını ve kendisini kurtarmalıdır. Doğumu yaklaşan Zübeyde Hanım’ı alarak Selanik’e götürür. 3 katlı bir ev kiralar, Üftade isimli siyahî bir kadını da yardımcı olarak tutar. Zübeyde Hanım’ı burada bırakan Ali Rıza Efendi, yeniden o kasvetli yere döner ve çalışmaya devam eder.\nAncak kısa bir süre sonra Zübeyde Hanım’a endişe veren bir haber gelir. Ali Rıza Efendi dağlardaki Rum eşkıyalar tarafından kaçırılmıştır. Günyüzü görmeyen aile için bu durum ümitsizliğin ta kendisidir. Rum eşkıyalar, Ali Rıza Efendi’yi bırakmak için fidye isterler ve istekleri yerine getirilir. Ali Rıza Efendi yüksek bir fidye karşılığında serbest kalır. Ardından kereste tüccarlığını bırakarak ailesinin yanına Selanik’e döner. \n\n***\nALİ RIZA EFENDİ KULAĞINA ADINI FISILDAR…\nZübeyde Hanım’ın hamileliği artık son aşamasına gelmiştir, doğmak üzere olan çocuğu hakkında endişeler duyar. ‘Ya onu da kaybedersem!’ düşüncesi onu yiyip bitirmektedir. Dindar bir kadındır ve saatlerce doğacak çocuğunun sağlıklı olması için dua eder ve çok soğuk bir kış gününe doğum başlar. Doğan çocuk bir erkektir ve annesi gibi sarışın, renkli gözlüdür. Bebeği kucağına alan Ali Rıza Efendi, ona bebekken ölen amcasının adını vermek ister. \nKulağına eğilip adını fısıldar; Mustafa… \n\nKAYNAK: www.instagram.com/bilgiotagiyoutube\n \n\n\n