ATATÜRK’LE İLGİLİ OLAĞAN ÜSTÜ DEĞERLİ TARİHİ BİR BELGE

O, bir dahi idi. O, bir bağımsızlık idolü idi. O, 1683 Viyana bozgunu ve hemen arkasından gelen, 1699 yılında imzalanan, ‘KARLOFÇA’ antlaşması ile 1922’ ye kadar 323 yıl boyunca gerileyen, toprak kaybeden, Atamız Osmanlı’nın bakiyesini kurtaran, ‘Türk Milleti’ kavramını ve ‘TÜRK’ kelimesini yeniden kazanmamızı sağlayan, eşsiz bir komutan, devlet adamı ve daha da önemlisi; müthiş bir ‘STRATEJİSTTİ’…Sanki Yüce yaratıcı, onu Türk Milleti için, kurtarıcı olarak göndermişti. Ona öyle bir misyon yüklemişti. Yüce Allah, Mustafa Kemal’i, özel yeteneklerle, özel kapasitelerle yaratmıştı… Türk Milletinin, Ergenekon’dan sonra yeniden doğuşunu sağlayan oydu... Üç kıtaya hükmeden, 22 milyon km2 İmparatorluk sahasına ulaşan Osmanlı, ne yazık ki 15. Asırdan sonra ki kötü yönetim sistemleri nedeni ile gerileye gerile ye, tekrar Anadolu’ya hapsedilmiş, emperyal güçler, bununla da yetinmeyip, birinci dünya savaşı sonunda, ‘SEVR’ ( 10 Ağustos 1920’de imzalandı)antlaşması ile Türk Milletini, 105 bin kilometrekare alana hapsetmek istemiş, İç Anadolu’da ki bir avuç şehre, bu kadim Milleti mahkum etmişlerdi. İşte, Mustafa Kemal Atatürk, Emperyalizmin bu öldürücü hamlelerini boşa çıkarmış, 7 düvele karşı tarihe altın harflerle yazılan; Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar savaşlarını kazanıp, 5 yıldır esaret altında tutulan dünya İncisi İstanbul’u da düşmandan kurtararak, özgürlüğü, bağımsızlığı, Türk Milleti olma bilincini, Türklere armağan etmişti.

Siz bakmayın, meczuplara,…Siz bakmayın tarih bilgisinden yoksun cahillere… Siz bakmayın asaletini, karakterini satan mandacılara ve kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen, vatan hainlerine…Bu gün hür, bugün özgür, bu gün SEVR’LE hapsedildiğimiz 105.bin km2 topraktan, takriben 784. Bin km2 bir toprağa sahipsek, kimsenin yönetiminde ya da mandasında değilsek, bunu Mustafa Kemal’e ve onunla yola çıkan, devam eden, bir avuç vatansever silah arkadaşlarına borçluyuz. Bu durumu inkar edeni; Allah çarpar sonra...!!!

İşte bu büyük önder için, bir İngiliz Elçinin şahsi tespitleri…
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden 15 gün sonra, dönemin İngiltere Büyükelçisi Percy Loraine'in, Londra'ya özel Bir kuryeyle gönderdiği ve üzerine "40 Yıl Boyunca Açıklanmayacak" damgası vurulan mektubun tam metnidir.
*G İ Z L İ*
Telgraf No: 608
İngiltere Büyükelçiliği Ankara,
25 Kasım 1938
Aziz Lordum,
1.Size, Mösyö Kemal Atatürk'ün, ölümünü bildiren 194 sayılı telgrafı, çok derin üzüntüler içinde sunmuştum.
2.Bu belgeye ek olarak, Büyükelçiliğimiz Müsteşar tarafından hazırlanan ve Kemal Atatürk'ün geçmişteki kariyerini içeren belgeyi, sizlere sunma onuru yanında, bu yazımda, Atatürk'ün yaptığı işleri övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım.
Hiç şüphesiz, toplum bilimciler ve tarihçiler onun çalışma hayatı ve yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı bir çalışma yapacaklardır…
Ancak, bunların çok azı, Atatürk'ün gerçek kimliğini öğrenmeden hazırlanacaktır ki, onu tanımadan yapılacak değerlendirmeler, kuşkusuz yanlış olacak ve yanlış yönlendirmelere neden olacaktır.
3.Bu bilginin toplanmasında, ben belki de ayrıcalıklı bir konuma sahiptim.
Her ne kadar, rahmetli Cumhurbaşkanı ile çok nadir karşılaşmış olsam da, bu görüşmeler diğer diplomatik temsilciliklerinkine nazaran, daha sık ve daha uzun olmuştur.
Bütün bunlar bir yana, görevimin ilk günlerinden itibaren Atatürk beni bir dost gibi görmüş, benimle görüşmekten memnun olmuş, görüşme fırsatı doğduğunda bundan hoşnut kalmış, karşılıklı konuşmalarımız esnasında ilgi ve dikkati asla azalmamıştır...
Galiba onun yeteneklerini ortaya çıkartan becerikli yaklaşımlarım vardı. Bu yüzden olsa gerek, görüştüğümüz konu hakkındaki fikirlerine ya da o konuyla ilgili sunduğu sonuca karşı çıktığımda, benim bu tavrıma direnmezdi.
Dolayısıyla, kendi özel kimliğini bana, diğer yabancılara gösterdiğinden daha fazla gösterdiğine inanıyorum.
4.Doğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel görüşmelerimiz dışında, onu çok yakın dostlarından ve hatta aramızdaki dostluğu gördükten sonra, benimle onun hakkında konuşmaya hiç çekinmeyen Kabinede ki bazı Bakanlardan da, birçok kez dinleme fırsatım oldu.
5.Atatürk'ün, müstesna ve takdire şayan bir şahsiyet olduğunu söylemek, pek bir şey ifade etmeyebilir.
Ancak gerçekten müstesna ve takdire şayan bir kişiydi, neden bu niteliklere sahip bir şahsiyet olduğunu açıklamaya çalışmalıyım.
6.Sanırım bunu temelde "çift karakterlilik" olarak açıklayabiliriz. Bu ülkede, nefret uyandıran ve yasaklanan H.C.Armstrong 'un Grey Wolf (Bozkurt) adlı kitabını okuyan çoğu insan, çok yetenekli; inatçı bir enerjiye sahip, ancak insafsız, itici tavırları olan, serkeş mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ahlak dışı ihtirasları olan; dahası, dostluğu tanımayan bir adamın portresiyle karşılaşmaktadır.
Bu tespiti doğrular görünecek kanıtları toplamak hiç de zor olmayacaktır ancak şahsen ben, bir insanın bu şekilde tanıtılmasını, tamamıyla yanıltıcı buluyorum.
Gözle görülen bir dizi kural dışılığı, sadece ayrı ‘çift karakterlilikle’ anlatabileceğime inanıyorum.
Sadece şu veya bu savaşı kazanarak, şu veya bu kanunu çıkararak, harf devrimi yaparak ya da fes giyilmesini yasaklamak veya ülkeyi laik kılarak değil, yüzyıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaşamış bir ırkın dehasına güvenerek, sadece artık kölelik çekilmemesi gerektiğine inandığı için, çok sayıda kuvveti harekete geçirip, bir insanın büyüklüğünün ve sıra dışı görüşünün kanıtı, sadece iyiliği ile ölçülebilir…
On beş yıl gibi kısa bir sürede, bu insan bir çok iyi şey yapmıştır…
Gerisi ayrıntıdan ibarettir…
Sadece dedikoducu zihniyetin üzerinde duracağı, ancak bir tarihçinin gerektiği kadarını vereceği ayrıntılar…

Salı günü devam edecek