Adam kayırma dediğimiz ‘torpil’, insanlık boyunca var olmuştur. Torpil günümüzde de hemen her ülkede vardır. Torpilin ülkemizde de hatrı sayılır bir yeri vardır. Zaten bunları hepimiz çok iyi biliriz.
Neredeyse tüm kamu kurum ve kuruluşlarda, hastanelerde, özellikle iş görüşmelerinde vs. hükmü geçen torpil, insanoğlunun içine işlemiş durumda.
Hani, ‘Bir yerlerde mutlaka dayın olacak!’ denilen, hepimizin muhakkak duyduğu o meşhur cümle vardır ya, işte bu tam da Türk’lere has bir cümledir. Kimse ama hiç kimse bu ülkede torpilsiz iş yapmıyor, yapamaz da. Aslında yapamayacaklarından değil de, zahmetsiz ve kolay olduğu için işlerine böyle geliyor. Acaba doğru mu düşünüyorum? Gerçekten torpilsiz bir iş var mı? Hiç sanmıyorum…
***
Neredeyse hepimizin bire bir şahit olduğu küçük bir örnek;
Hastanede çok önemli bir işiniz var. Hastaneye bir girersiniz, amanın! Önünüzde uzadıkça uzayan kuyruk var. Efendi, efendi dakikalarca sıranın size gelmesini beklersiniz. Birden elin adamı gelir, utanmadan-sıkılmadan ve yüzüne takındığı küstah-havalı ifadeyle sizin önünüze geçerek işini halleder. Nasıl oluyor peki? Önünüze geçen o utanmaz adam, bir tanıdığın selamı ile geliyordur da ondan. Şıp diye, sıra beklemeden işini halledip ordan ayrılan o adama kimse bir şey diyemez. Çünkü kendince büyük bir torpille gelmiştir. Bir de işini göreceği, en az onun kadar utanmaz olan yetkili kişi kimse, onu da bir güzel ayartmıştır. Ya bir paket sigaraya ya da sonraki günlere yatırım amaçlı zevkle ve umarsızca işini görür o torpilli adamın.
Yiğit bir vatandaş yetkiliye, ‘Bu nasıl oluyor? Biz enayimiz be kardeşim!’ diye sorduğunda ise, gevezelikte tavan yapan yetkili, birden taş kesilir! Çok sıkışınca da yalanla, bir bahaneyle olayı geçiştiriyor. Bunun adına Türkçe de biz ‘Torpil !’ diyoruz…
Buyurun basit bir örnek daha;
Adana’nın kavurucu sıcaklarından bir an olsun rahat bir nefes almak istiyorsunuz. Evinizde klimanın karşısında serinlemeye çalışırken, birden elektrik kesilir. Hemen ilgili kurumun müşteri hizmetlerini arar ve elektriğin ne zaman geleceğini sorarsınız. Mıy, mıy-küstah ve aşağılayıcı bir tavırla konuşan müşteri temsilcisi; ‘Mahallenizde elektrik mi kesildi? Bilgim yok!’der. Daha işinin ne olduğunu, insanlarla nasıl konuşacağını bilmeyen adı üstünde ‘müşteri temsilcisi’ sizi dakikalarca telefonun başında esir alır. Peki ya sonuç; Mağdur olan tüketici o telefon konuşmasından asla bir sonuç alamaz. Sanki bir makineye bağlı, tıpkı robot gibi aynı sözleri söyleyip duran müşteri temsilcisi, tüketiciyi daha da çileden çıkarır, muhtemel bir sövüp-sayma ve hakaretle görüşme sonlanır…
Neden mi böyle oluyor? Hemen cevap vereyim; Oraya oturtulan personel işten anlamayan, torpille işe alınan biridir de ondan. Bunun adına da ‘Torpil !’ diyoruz…
İşin daha absürt olanı ise; Elektrik arızasını gidermeye çalışan, yani sahada olan sözde ‘Teknik’ personel ise sorunu saatlerce çözemez. Akşamın erken saatlerinde kesilen elektrik, sabahın ilk ışıklarına kadar bir türlü gelmez. Sahada olan ‘Teknik’ ekip uğraşıp durur. Peki, sizce bunun sebebi nedir? Arz edeyim; Elektrik arızasını çözmek için saatlerce uğraşan personel de o kuruma torpille yerleştirilmiş. Çünkü o da işten anlamıyor! Sizce bunun Türkçe karşılığı nedir? Tabii ki ‘Torpil !’
Sizlere torpil ile işleyen çarklardan sadece iki örnek verdim. Ama nasıl olsa hepimiz bu torpillerin nasıl işlediğini, nerelere kadar uzandığı çok iyi biliyoruz.
Kokuşmuş, çirkefleşmiş torpil örnekleri vererek sizleri daha fazla sıkmak istemiyorum. Asıl konumuza geçelim dilerseniz…
***
ATATÜRK ZAMANINDA TORPİL!
Atatürk döneminde torpil var mıydı? Atatürk bunları engellemek için neler yaptı? Bu yazımda sadece 4 tane hatırat paylaşmak isterim sizlerle. Buyurunuz…
“ÖYLE ZANNEDERLER…”
Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım 1935 yılında Mecdi Boysan adında bir işadamıyla evlendi. Boysan’ın İstanbul’da fabrikası vardı, Makbule Hanımla evlendikten sonra müteahhitliğe başladı. Dikkat çekecek bir hızla servetine servet katıyordu, aynı zamanda milletvekiliydi. Bazı kişiler onun bu garip yükselişinden son derece rahatsızlık duyuyordu. Atatürk ise bu yükselişten rahatsızlık duymaya başladı. Zaten kendi adını kullanarak yapılan primlerden nefret ederdi. Bir akşam sofradayken Atatürk maliye bakanına bir uyarıda bulundu, “Ne yapıp et, bizim enişteye torpil geçilmesine mani ol! Benim namıma iş yaptığı zannedilir. Kendisinin öyle bir niyeti bile olmazsa, öyle düşünülür” dedi. Çok geçmeden enişte iflas ederek fabrikayı kapatmak zorunda kaldı. Ardından milletvekilliği sona erdirildi. Çankaya Köşkü’yle bağlantısı da bitmişti. Atatürk tabiri caizse kendi üzerinden rant sağlanmasını önlemek için Boysan’ın defterini dürmüştü.
“BABANIN MALI DEĞİL!”
1928 yılında Atatürk köşkte oturmaktaydı. Pencereden baktığı sırada manevi kızı Nebile’nin makam aracına binip gittiğini gördü. Hemen yaverini çağırdı, “Derhal arabanın peşinden gidip Nebile’yi geri getirin” dedi. Emir hemen yerine getirildi ve Nebile Hanım Atatürk’ün karşısına geldi. Atatürk son derece kızgındı ve onu şöyle azarladı, “Sen benim kızımsın, ama bu arabalar babanızın malı değildir, bunlar millete aittir. Her aklına esen buradan arabayı alıp gidemez...” (Devam Edecek…)