Ata ile Dertleşme

Cumhuriyet balosunda öyle bir şey duydum ki kendime gelemedim.

Canım sıkkın bir şekilde Atatürk Parkı’na kadar yürümek istedim.

Bir banka oturdum, Atatürk’ün büstüne bakmaya başladım.

Sanki ruhumun derinliklerinde Atam’ın sesini duyar gibi oldum.

“Hayırdır çocuk, neyin var?” gibiydi bu ses.

“Atam,” dedim, “hani senin ‘Bende bu vekayiin ilk hissî teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana’da doğmuştur.’ dediğin söz var ya…

Hani Kurtuluş Savaşı’nın cesaretini Adana’dan aldığın o kent var ya paşam, işte o kent iller sıralamasında 22. sıraya düşmüş.”

Senin, yedi düvele meydan okuma cesaretini aldığın bu şehirden bahsediyorum paşam…

Beyaz altının başkentini sorarsan, paşam, artık bu kadim şehirde pamuk ekilmiyor.

Hele Çukobirlik’i hiç sorma; siyasi oyunlar yüzünden o fabrika da artık yok…

Ali Münif Yeğenağa’yı sorar gibisin.

Hani onun konağında, Seyhan Nehri’ne karşı yudumladığın kahveyi hatırlarsın ya paşam…

Konağı hâlâ duruyor ama DSİ yüzünden artık o güzel manzara kalmadı, Atam.

Hani sorarsın ya, “Asri Mezarlığı’na, kabrini ziyarete gidiyor musun?” diye…

Ah be paşam, hangi yüzle gideyim…

Ne diyeyim sana?

“Dünyanın en eski köprüsünü sizde ne yaptınız, dünyaya tanıttınız mı?” diye sorarsan ne derim?

O yüzden mi 22. sıraya geriledik diyeyim?

Yüzüm yok Atam, yüzüm yok…

Ne olur, Ali Saip Bey’i — yani nam-ı diğer Tufan Bey’i — sorma bana.

Nasıl derim ona, “Ceyhan’da Yılan Kalesi var, hani dillere destan o Yılan Kalesi’ni iyi tanıttınız mı?” diye sorsa ben ne derim?

“Hayır komutanım,” mı diyeyim?

Ama bu kenti 22. sıraya düşürdük, desem yüreğim dayanmaz paşam…

Ya derse bana, “Dünyanın konuştuğu, hani şu Lokman Hekim’in ölümsüzlük iksirini düşürdüğü köprüyü iyi değerlendirdiniz mi?

Turistler akın ediyor mu oraya?”

Ne diyeyim paşam?

Yüzüm yok, sesimi çıkaramam.

Sorma bana Saim Bey’i, ne olur Atam.

Gidemem; yüzüm yok oralara.

Tufanbeyli’deki Şar Antik Kenti’ni sorsa nutkum tutulur, karşısında eririm.

“Orada tarih fışkırıyor, tanıttınız mı?” diye sorsa, yıkılırım Atam.

Ne diyeyim, “22. sıraya mı düştü Adana?” mı diyeyim?

Sen gazetecisin, dersen Atam…

Ahmet Remzi Yüreğir’in kurduğu Yeni Adana Gazetesi duruyor mu diye sorarsan, yüzüm kırmızı pancar gibi olur.

Kapattırdık onu da, sahip çıkamadık.

Sanki “Sizi Allah bildiği gibi yapsın!” der gibisin paşam.

Haklısın…

Adam, Kurtuluş Savaşı yıllarında o gazeteyi vagonlarda gizli gizli çıkardı; bizse yapay zekânın konuşulduğu çağda bile sahip çıkamadık.

Orhan Kemal’i hiç sorma paşam…

Dünya onu unutmadı ama biz unuttuk.

Belediyeler mi, paşam?

Yaramı deşme Atam…

Öyle bir hâl aldı ki, imar komisyonlarında şehir plancısı bulamazsın; manavcı, oto galerici bulursun.

Spor mu Atam?

Yenilmez armadamız olan takımımıza bile sahip çıkamadık.

“Havalar nasıl?” diye sorarsan, ondan da bi’haberiz.

Artık ulusal televizyonlar bile bizi hava durumunda göstermiyor.

Neyse paşam…

Gözlerin bir anda çakmak taşı gibi oldu, sinirlendin biliyorum.

Ama söz, 103. yılda yine gelirim yanına.

Bu kez başım dik, gururla:

“Düzeldik paşam, Adana hak ettiği yerde!” diyerek koşarak gelirim yanına.