ASKER-SİVİL VEYA ORDU-MİLLET

Bir devletin, ciddi bir devletin kurulabilmesi ve yaşamaya devam edebilmesi için çok çeşitli kurumlarının olması gerektir. Osmanlı Devletimizin 1700'lerde bocalamaya başlamış olmasına rağmen 150-200 yıl ayakta kalabilmesi büyük oranda kurumlarının sayesindedir. Biz Türkler, devlet kurma hüneri olan bir millet olarak tarihte biliniriz. Bu ne demektir? Devlet kurmanın alt yapısı olan teşkilatlanma, yani kurumlaşmayı kısa sürede yapabilme yeteneği demektir.

Devlet kurumlarını kısa sürede gerçekleştirebilme yeteneğinin en temel unsuru ve tarihsel alt yapısı ise ordu-millet kavramına sahip olmak ve bunu hiç kaybetmemektir. Teoman'ın kurduğu Büyük Hun Devletinde oğlu Metehan hükümdarlığı aldıktan sonra ortaya koyduğu düzenle ordu-millet kavramı Türkler açısından tarihe mal olmuştur. Bu mal oluş bugün de  biz Türklerin hangi görüşte olursak olalım, eğer Türk Milletine mensubiyet hissediyorsak, bilinç altımızda vardır. Zaten  bu anlatmaya çalıştığım konu o kadar gizlenemez, vazgeçilemez bir gerçek ki, Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş yılı MÖ 209 olarak kabul edilir. Yani bu yıl, TKK'nin 2233. Yılı kutlanmaktadır. Bugün dünyada kurumsal bazda bu kadar eski kuruluş tarihi olan bir kurum var mıdır?

Ordu-Millet kavramı ve gerçeği o kadar içimize işlemiştir ki, Milli Mücadeleyi yapan kadroların en büyük gücü, kaynağı, güvencesi, ümidi ve dayanağı bu kavram olmuştur. Ordu-Millet kavramı içimize işlememiş olsa idi, ne Milliciler ortaya çıkabilirdi, ne de Türk Milleti bu kadar kısa sürede bu bir avuç Millicinin arkasına düşerdi. Bu tespiti neden bu kadar rahat ileri sürebiliyorum? Çünkü, yürütmeyi temsil eden Halife-Padişah, onun hükümeti ve kurumları İstanbul'da duruyordu. Ama bir avuç asker ağırlıklı Türk Milliyetçisi ortaya çıktı ve Türk Milletini arkasına alarak başardı. Ordu-Millet  budur. Ordu-millet kavramının biz Adanalılar açısından da önemini görelim. Bölgemiz işgal edilmiş ve Kozanımızda ciddi rahatsızlık var ve buna bağlı olarak olaylar var. Yönetim Fransız-Ermeni işbirliğinin elinde. Onlar, elebaşı olarak Hulusi Kurtoğlu ve Halil Topaloğlunu suçluyorlar ve yakalayacaklar. Bu yiğitler çare arıyorlar. Çareyi Kayseri Develi'de karşılaştıkları, Antep'i örgütlemeye giden Kılıç Ali'den öğreniyorlar. Doğru Sivas'a ve Ebedi Başkomutan, Büyük Başbuğ Mustafa Kemal'e ulaşıyorlar. Onların para, asker ve silah gücü yok ki. Bizim Adanalılar diyor ki; asker, silah ve para istemiyoruz. Ne istiyorlar peki? Adanalıyı teşkilatlandıracak kurmaylar istiyorlar. Büyük Başbuğ hemen en güvendiği ve yakınındaki subaylardan Binbaşı Kemal ve Yüzbaşı Osman Nuri'yi görevlendiriyor ve 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Cebesoy'a da durumu bildiriyor. İşte biz Adanalıların kurtuluş hikâyesi Ordu-Millet kavramının en açık örneğidir. Tufanbeyli'nin adı da bu gerçeğin göstergesidir.

Bu anlattıklarımla zannederim, yeni Teğmen ve dönem birincisi Ebru Eroğlu'nun  kürsüde yaptığı konuşmasının alt yapısı ve tarihsel kökeni daha iyi anlaşılmaktadır.

Bu anlattıklarımla zannederim "Mustafa Kemalin Askerleriyiz" diye slogan atmanın alt yapısı ve nedeni çok daha iyi anlaşılmaktadır.

Son söz: Yaratılmış iktidar, üretilmiş muhalefet diyen birisi olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini günümüzün kısır tartışmaları içinde değerlendirmem herhalde beklenemez.

En son söz: Bütün bu anlatılanlar ışığında Milli birlik ve beraberlik,  Ordu-Millet kavramı ve anlayışında yatar.