ASALETEN İSYAN VEKALETEN SAHİPSİZLİK

Eskidendi o.

Adana denince akla 'emekli cenneti kent' gelmesi.

Cebindeki üç kuruşla Menderes’te çayını içip huzur bulan, akşam sofrasına kebabını koyabilen insanların şehriydi.

2022’de yayımlanan bir haberde, Almanya’da yapılan bir emeklilik araştırmasında Adana, 'dünyanın en iyi emeklilik geçirilecek kentleri' arasında ilk 10’a girerek 6’ncı sırada yer almıştı.

2025’te ise Forbes’in 'Türkiye’de en yaşanabilir şehirler' listesinde Adana 21’inci sıraya düştü.

Meyve ve sebzenin dalından, balığın nehirden, samimiyetin, dostluğun, paylaşmanın yürekten geldiği yerdi.

Şimdi?

Bakıyorsun manşetlere, rakamlar tokat gibi iniyor kentin yüzüne.

Türkiye’nin en pahalı ekmeğini yiyen illerin başında Adana geliyor.

Su faturaları desen, çeşmeden akan Çatalan’ın suyu değil, sanki zemzem! Öylesine astronomik.

Dolmuş ve otobüs ücretlerini duyan uzaya götürüyorlar sanacak!

Mazot bahane, zam şahane.

Evinizde iki öğrenciniz var ve tek siz çalışıyorsanız ulaşıma her ay neredeyse bir servet vermek zorundasınız.

Bir de eviniz kiraysa; Size Allah’tan başka yardım edecek yok!

Ülkenin ekonomik yangını malum.

Enflasyon denen canavar hepimizin tepesinde.

Kimse pembe tablolar çizmesin, ekonomi perişan.

Ancak arkadaş!

Bu kriz sadece Adana’ya mı uğradı?

Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de bile ekmek, su ve ulaşım bu kadar can yakmıyorsa; Adana’da bir 'yerel yönetim faciası' var demektir.

Ekonomik kriz bir maskeye dönüştü.

"Ülke kötü, biz ne yapalım?" diyerek kenti yaşanmaz bir hale getirdiler.

Adana değişiyor, evet! Fakat asla gelişmiyor. Sadece çirkinleşiyor.

Trafiğe çıkıyorsun, keşmekeş. Ne kural var ne nizam.

Kaldırımlara adım atıyorsun, yayaya yer yok.

Ya esnaf işgal etmiş ya tabela ya da gelişi güzel park edilmiş araçlar.

Şehir, kaostan beslenen bir dev haline geldi.

Modern bir kent değil, adeta devasa bir köy inşa edildi, ediliyor.

Şehir büyüyor ama huzur büyümüyor.

Nüfus artıyor ama düzen artmıyor.

Fatura kabarıyor ama yaşam kalitesi kabarmıyor.

Bir zamanlar “Burada insan aç kalmaz” dedirten şehir, şimdi “Burada insanın cebinde para kalmaz” hissine sürükleniyor.

İşte asıl acı da bu ya!

Adana’nın adı büyüyor, yükü büyüyor; ama refahı aynı oranda büyümüyor.

Peki, bu keşmekeşin içinde 'kaptan köşkündekiler' ne yapıyor?

İşte zurnanın zırt dediği yer burası.

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı... Seyhan Belediye Başkanı... Yüreğir Belediye Başkanı... Ceyhan Belediye Başkanı...

Hepsi şu an görevden el çektirilmiş durumda.

Koca metropol "vekaleten" yönetiliyor. Seçilmiş başkanlar yok. Yerlerine atanan vekiller var.

Kentin sorunlarına kafa yoracak, vatandaşa hesap verecek, sokaktaki isyana kulak kabartacak bir siyasi irade de yok.

Vekâletle yönetilen bir şehirde, sorunlar da ancak vekâleten çözülmeye çalışılıyor. Yani aslında çözülmüyor, halının altına süpürülüyor.

Klasik deyimle; Adana sahipsiz.

Adana, çantada keklik görülen ama hizmete gelince her zaman son sıraya itilen bir yetim çocuk gibi bırakıldı.

Oysa bu kent bu ülkenin lokomotifiydi.

Tarımıyla, sanayisiyle, insanıyla Türkiye’nin omurgasıydı.

Yine öyle olmalıdır.

Ülkedeki ekonomik sorunları görmezden gelemeyiz, eyvallah. Fakat bu sorunların arkasına sığınıp kenti Orta Doğu kasabasına çevirmenize de izin veremeyiz.

Ekonomik yangın var diye belediyecilikten vaz mı geçtiniz?

Emekli kenti Adana’yı, 'iki maaşla bile geçinemeyenlerin kenti' yaptınız.

Yaşanacak şehri, 'kaçılacak şehir' haline getirdiniz.

Kısacası; Adana’yı bitirdiniz.

Vekâleten değil, asaleten söylüyorum; bu kent bu muameleyi hak etmiyor!