Bugün ülkemiz ve insanımız, ekonominin çöktüğü ağırlık nedeniyle gerçekten çok zor günler geçirmektedir. Özellikle emeklilere yapılan ve reva görülen işlem, artık dayanılmaz boyutlara gelmiştir. Sadaka verir gibi bir takım rakamlarla ve onu da şu veya bu nedenle kırparak, emekli perişanlığa itilmiştir. Bu yetmezmiş gibi, tabaklarınızı küçültün, az yiyin gibi inanılmaz bir biçimde verilen akıllar emekliyi daha da garip bir duruma sokmaktadır.
Ekonomi konusunda söyleyecek o kadar çok söz var ki, herhalde her gün yazsak bitiremeyiz. Bir Ekonomist olarak nasıl olsa sırası geldikçe ilgili konuda yazmaya devam edeceğiz.
Bir de Filistin- İsrail meselesi var ki, son yazımda bu konuya etraflıca değinmiştim ve elbette sırası geldikçe bu konuya da değineceğiz.
Bugün, Ankaranın başkent oluşunu kutlamanın zamanıdır. Çünkü, 13 Ekim 1923 tarihinde Ankaramız başkent olmuştu. Yani, bundan tam yüz yıl önce bu mutlu olay gerçekleşmişti. Bu olay neden mutlu bir olay? Çünkü, İstanbul işgal edilmiş ve konumu gereği işgal edilmeye de ARTIK müsait duruma gelmişti. Millî Mücadeleyi veren güçler o kadar ağır şartlar altında böyle bir mücadeleyi vermişlerdi ki, her konuyu enine boyuna düşünmek ve kılı kırk yararak karar vermek durumunda idiler. Yaşadıkları hayat, tedbirli olmanın, olağanüstü tedbirli yaşamanın şart olduğunu dayatıyordu. Bu nedenle başkent konusu da bu olağanüstü tedbirli yaşamanın önemli ayaklarından biri idi. Neden Ankara peki dediğimizde elbette o zaman için şartların nasıl oluştuğunu anlamak gerektir. Ankara konusu bir çok tartışmalar ile varılan bir sonuç üzerine başkent olmuştur. Her şeyden önce, Ankara tercihini 13 Ekim 1923 ile başlatamayız. Ankara tercihi, Sivas Kongresi sonucunda karargâh, merkez olarak neresinin kabul edilmesi gerektiği tartışmaları ile başlamış bir tercihtir. Ayrıntılarına girmeyeceğim bu tartışmalar sonucunda 1919 yılının Aralık ayında bu şirin beldeye gelinmiş ve o andan itibaren de merkez olmaya devam etmiş, bütün Millî Mücadele bu beldeden yürütülmüş, BMM bu beldede kurulmuş ve sonuçta belirtilen tarihte Ankaramız başkent olmuştur.
Bu çok özet halde anlattığım konu yakın tarihte gerçekleşmiş ve çoğumuzun bildiği konudur.
Ancak, işin bir de daha farklı bir boyutu vardır.
Nedir o?
Bir kere tarihimizde Ankara çok önemli tartışmalara konu olan bir şehirdir. Özellikle 2. Meşrutiyet sonrasında ortaya atılan bir tartışma ile “Ankara Ahi Cumhuriyeti”kurulduğunu iddia edenler bile olmuştur. Neden böyle iddialar ortaya atılmıştır? 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşı sonucunda Anadolu Selçuklularını hükümlerine altına alan İlhanlı Devletinin de zayıflaması ile Anadoluda tekrar Türk Beylikleri Dönemine geçilmiş ve Anadoluda birçok beylik ortaya çıkmıştır.
İşte o boşluk döneminde Ankarada da yeni bir yönetim oluşmuştur. Bu yönetimde Ahi teşkilâtı öne çıkmış bulunmaktadır. Hatta bir takım araştırıcıların iddiasına göre Ahiler bu beldemizde “Ankara Ahi Cumhuriyeti”adında bir beylik bile kurmuşlardır. Elbette bu konu çok derin tartışmalara konu olmuş ve tartışmalar bir takım belirsizlikler içinde hâlâ da varlığını sürdürmektedir.
Ahilik bilindiği gibi, Türklerin Orta Asyadan getirdikleri kaba hatları ile bir esnaf örgütlenmesidir. Anadolunun Türkleşmesinde en önemli rol oynayan örgütlerdendir. Bu konuda Ahi Evran ve Hacı (Hâce) Bektaş-ı Velî gibi isimler çok önemli rol oynamışlardır. Bu yıl her ikisinin de türbesini ziyaret etmekten mutlu olduğumu da bir parantez içi bilgi olarak vermek istiyorum.
1290-1354 yılları arasında yaşadığı belirtilen bu Beyliğin, Osmanlıya geçmesi ile sona erdiğini biliyoruz. İki kez Osmanlıya katılan Ankara beldesi 1354 tarihinden sonra ayrılmamak üzere Osmanlı Devletinin ticaret, posta, ziraat merkezlerinden biri olmuştur.
Büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK, bir anısında işte bu iddia ile söylenen Ankara Ahi Cumhuriyetinden haberdar olduğunu belirtmektedir.
1919 yılının 27 Aralık gününde Ankaraya gelişinde karşılanış şekli yukarıda anlatmaya çalıştığım tarihî olayları yansıtması bakımından çok önemli ve çok duygusal bir özellik göstermektedir.
Nasıl bir karşılamadır o?
Büyük Başbuğun Ankaraya geleceği bütün Ankaralılar tarafından duyulmuştur. Dikmen tepelerinden görünen Büyük Başbuğu 3000 seymen karşılamıştır. Karşılayan sadece 3000 kişi midir veya Ankarada sadece 3000 kişi mi yaşamaktadır? Elbette hayır! Yaklaşık 35000 kişi çok daha geride beklemektedir.
Peki neden 3000 Seymen karşılamaktadır?
İşte bütün mesele budur zaten.
Sahneye bakalım.
Büyük ATATÜRK, Dikmen tepelerinden 3000 kişilik Seymen grubuna yaklaşıp selam vermiştir. Seymenler, selamı aldıktan sonra Büyük ATATÜRK, neden zahmet ettiğiniz ağalar diye seslenmiştir. Seymenlerin cevabı şudur: Ne zahmeti, biz devleti karşılıyoruz.
Buradan o kadar önemli sonuçlar çıkar ki; üzerine bir kitap yazılsa azdır. Ben ise ancak birkaç cümle ile anlatmaya çalışıyorum. Sonuçta anlaşılıyor ki Seymenler, devleti 3000 kişilik bir kadro ile karşılıyorlarmış ve Büyük Başbuğu da devlet olarak kabul edip baş tacı yapmışlar.
İşte, Ankara o Ankaradır ve bugün şerefle Türkiye Cumhuriyetinin başkentidir. Bu konu Anayasanın 3. Maddesi ile tescillenmiş 4. Maddesi ile de mühürlenmiştir.
Haaaa! Gelelim en önemli meseleye!
Anayasanın bu mührünü kırmak isteyenleri orada burada görüyoruz. Peki ne istiyorlar biliyor musunuz?
Söyleyelim.
Ankaranın Başkent oluşuna başta ABD ve İngiltere olmak üzere bir çok batılı devlet karşı çıkmıştır. Hatta onlar, büyükelçiliklerini Ankaraya bir süre taşımamışlardır bile. Çünkü, İstanbulu çok iyi tanımaktadırlar ve başka bir beldemizin başkent olmasına asla razı değillerdir. Bu konuda çok baskı yapmışlardır. Ama Büyük ATATÜRK, bu baskılara boyun eğmemiş ve tarihî önemi olan Ankaramızın başkentliğinden asla ödün vermemiştir ve bu biçimde yüz yıl geçmiştir.
Bugün İstanbul Büyük Türk Hükümdarı genç Fatihin ele geçirerek dünya tarihini değiştiren en önemli ilimizdir ve Ankara da harika başkentimizdir.
Bu mühürü kimler, ne için ve kimler adına kırmak ister? Cevap kamuoyunun.